İslam Tarihinin İlk Dönemlerindeki Memlük Askerî Sistemi

Hz. Peygamber ve 4 halife devri olan Hulefa-i Râşidîn döneminde İslam ordusunun başlıca ve tek unsuru Arap asıllı askerlerdi. Bu dönemde Müslüman askerler arasında Araplar dışında gönüllü veya ücretli askerlere pek rastlanmazdı. Fetihlerle birlikte Araplar dışında İslam’a girenlerin sayısında hızlı bir artış görülmüş yeni Müslüman olanlardan İranlılar ve Kıptiler gönüllü veya ücretli asker konumunda orduya katılmışlardır. Emeviler döneminde başta Türk, Berberi ve İranlılar olmak üzere Arap dışı Müslüman askerlerin sayısı daha da artmıştır.

Emeviler için en önemli asker kaynağı Horasan’dı. Öncelikle sınır boylarında yaşayanlar büyük ölçüde Müslümanların tarafına geçmişler ve “mevali” sıfatıyla Arap ordularına katılmışlardı. Mevali, Arap olmayan Müslümanlar için kullanılan bir tabirdir. Basra Valisi Ubeydullah b. Ziyad, Buhara seferinden dönerken beraberinde getirdiği 2000 kişilik bir Türk okçu birliğini Basra’ya yerleştirmişti (54 /674). 705 yılı itibari ile Horasan valisi olan Kuteybe b. Müslim’in emrindeki 12 bin askerin de yaklaşık 7 bin kadarı -çoğunluğu Türk olmak- üzere Arap dışı Müslümanlardan oluşuyordu. Diğer taraftan Velid b. Abdülmelik zamanında gerçekleştirilen Kuzey Afrika ve Endülüs’teki fetihlerde İslam ordusunda içinde önemli miktarda Berberi asıllı asker yer almıştı. Yine de Emeviler döneminde, ordunun içindeki gayri Arap unsurlar, asker yekûnuna bakıldığında pek de fazla bir yer kaplamamakta; dahası ordunun kumanda kademesinde varlıklarına rastlanmamaktadır.

Tarih sahnesinde yüzyıla yakın ömür süren bu devletin hükümdarları fetihlerle genişleyen coğrafi sınırlarına rağmen gerek ordunun teşekkülünde gerekse de yönetim yapısı ve önemli devlet dairelerinde sadece Araplara öncelik veren bir siyaseti ön plana çıkarmışlardır. Gayr-i Arap unsurlardan müteşekkil ücretli bir kuvvet oluşturma politikası gütmemişlerdir. Bu bilinçli siyaset ancak Emevi hükümdarlarının Arap olmayan Müslümanlara (mevali) bakış açısıyla açıklanabilir. Nitekim bu yaklaşımları yüzünden, fethettikleri topraklarda bir kısım halk arasında Emevi politikalarından doğan bir huzursuzluk oluşmuştur. Bundandır ki 132 (750) yılında Emevi iktidarına son veren Abbasi ihtilal hareketine en büyük destek, Emevi yönetim anlayışından rahatsızlık duyan Arap dışı unsurların yoğun olduğu Horasan yöresinden gelmiştir ve kalkışmanın başarıya ulaşmasında ekseriyeti, İran asıllı Müslümanların oluşturduğu bu gayr-i Arap unsurların katkısı büyük olmuştur.

Yönetimi Emevilerden devralan Abbasiler, askerî kadroların büyük bir bölümüne ihtilal hareketlerinde öncülük eden Horasanlı askerleri yerleştirmişlerdir. Göçebelikten gelme olan bu askerler Irak’taki yeni konumlarına çok çabuk uyum sağlamışlar ve kısa zamanda halife ve halk nezdinde büyük itibar kazanmışlardır. İslam tarihi genel olarak incelendiğinde, İslam devletleri arasında belli bir ücret karşılığında satın alınan Memlükleri belirgin bir şekilde ilk istihdam eden yönetimin Abbasiler olduğu görülmektedir. Abbasiler, hâkimiyeti ele geçirmelerinde büyük desteğini gördükleri Arap olmayan unsurları hem değişik yönetim mekanizmalarında ve devlet dairelerinde hem de orduda istihdam etmişlerdir.

Emeviler, Arapları her alanda imtiyazlı birer unsur hâline getirmişlerdi fakat Abbasiler idari ve askerî kadrolarda gayr-i Arabi unsurlara (çoğunlukla da İranlılara) yer vermeyi yeğlediler. Bu uygulama gittikçe yeni bir sorunu beraberinde getirmiştir. İlerleyen zamanlarda devletin değişik kademelerinde Arap ve İranlı unsurlar karşı karşıya gelmiş, yönetimde ve askeriyede daha çok söz sahibi olma konusunda bir rekabet oluşmuştur. Abbasi halifesi Harünürreşid (786-809)’in ölümünden sonra oğulları Emin ve Me’mun arasındaki hilafet mücadelesi, aynı zamanda Arap ve İranlı unsurların iktidar mücadelesi olmuştur. Anne ve baba tarafından Abbasi ailesine mensup olan Emin’i Araplar, annesi İranlı bir cariye olan Me’mun’u da İranlılar desteklemiş; neticede Me’mun galip gelmiştir (813).

Ancak halifeliği döneminde (813-833) Me’mun’un, zaman içinde gelişen hadiseler yüzünden İranlılara olan güveni sarsılmıştır. Bu yüzden, Abbasiler içindeki Arap-Fars rekabetini dengeleyecek bir güç arayışına girmiştir. Horasanlı Türkleri, güvenilir yegâne kuvvet olarak görmüş, bu maksatla Semerkant civarından 3000 Türk askeri satın almış, ilerleyen yıllarda da ordudaki Türk Memlük sayısını gittikçe artırmıştır. Kendisinden sonra halife olan Mu’tasım (833-842) da aynı politikayı takip etmiş ve ordusundaki Memlük sayısında çok hızlı ve önemli bir artış meydana gelmiştir. Öyle ki döneminde satın alınan Türk askeri sayısı 30 bine ulaşmıştır. Zamanla bu Memlük askerlerin, Bağdat’ı âdeta bir eğitim alanına dönüştürmüş olmaları, devrin önemli bir yaşam merkezi olan Bağdat’ta halk arasında bu askerlere karşı bir huzursuzluğun ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Neticede, Halife Mu’tasım bir çıkış yolu olarak yeni bir şehir kurmaya karar verir. Samarra adı verilen bu yeni şehirde Memlükleri ile birlikte kendisi de ikamet etmiştir. Samarra şehri sadece halkta oluşan huzursuzluğu giderme maksadıyla kurulmamıştır. Memlüklerin savaşçı özelliklerini kaybetmeleri endişesi ile gündelik yaşam içinde halka karışmaları tercih edilmemiş, oluşturulan bu yeni askerî birliklerin diğer unsurlarla karışmalarını önleme adına tedbir alınmıştır. Nitekim bu askerlerin aile kurmaları için halktan kişilerle evlenmelerine müsaade edilmediği ve onlar için Asya steplerinden Türk kızlar getirtildiği bilinmektedir.

Abbasi halifelerinin, nüfuzlarını kuvvetlendirmek ve emniyetlerini garantiye alma amaçlarına matuf istihdam ettiği ve büyük vazifeler yüklediği bu Memlükler, bir müddet sonra idari konulara müdahil olmaya ve etkinliklerini arttırmaya başlamışlardır. Öyle ki bir halifenin vefatının ardından yerine gelecek olanın seçimi ya da mevcut halifenin çeşitli saiklerle görevden alınmasına kadar birçok hayati meselede söz sözler hâle gelmişlerdir.

Başta da belirtildiği gibi sadece halifeler değil, aynı zamanda eyalet ve şehirlerde görevli olan vali, emir gibi yöneticiler de bütün imkânlarını seferber ederek Memlük askeri temin ediyorlardı. Bu yöneticiler, Memlüklerden müteşekkil büyük ordular kurarak oldukça hareketli olan devrin siyasi atmosferinde uygun vakti kollayıp bağımsızlık teşebbüslerinde bulunabiliyorlardı. Yöneticiler ve bu Memlükler arasında karşılıklı bir fayda mevzu bahisti. Memlükler, sahiplerinin çıkar çatışmalarında onlara destek verirken başarı sağlamaları durumunda hem maddi kazanç sağlıyor hem de mevkilerini ve etkinliklerini arttırıyorlardı. Bu ve benzeri sebeplerle ülke sathında Memlük askerî uygulaması oldukça yaygın bir hâl almıştı.

Ak, Mahmut. (2016). Memlükler Tarihi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi. s.9-10.

Bilge Türk

Share
Published by
Bilge Türk

Recent Posts

Türk Yılı 1928

Türk Yurdu'ndan sonra Türk Ocağının en önemli neşriyatı olan "Türk Yılı 1928" 1928'de İstanbul'da Yeni…

1 yıl ago

Kaşgar Tarihi : Bais-ı Hayret Ahval-i Garibesi

Metin eski harfli Türkçedir. Nadir eserdir. Anahtar kelimeler: Kaşgar, Doğu Türkistan, Şarki Türkistan, Nadir Eserler, Çin,…

1 yıl ago

Amerika’nın Rüyası

Akif bunalınca isyan seviyesine varmış; “Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? Mahşerde mi…

2 yıl ago

Yeni Kitap: Asya’da Kılık Değiştirerek Yolculuk

Asya’da Kılık Değiştirerek Yolculuk Bir İngiliz Subayının Anadolu, İran ve Hindistan Hatıraları Asya’da Kılık Değiştirerek…

3 yıl ago

Türk Mitolojisinde Alageyik

Türk, Altay ve Moğol mitolojilerinde Kutsal Geyik. Değişik Türk lehçe ve şivelerinde Alageyik (Alakeyik, Alakiyik)…

3 yıl ago

Doç. Dr. İlham Tohti ve Nobel Barış Ödülü

8 Ocak pazartesi 2024, Uygurlar ile Çinliler arasındaki ayrılıkların ancak barış yoluyla çözülmesi gerektiğini savunmasına…

3 yıl ago