Osmanlı Neden Sömürgeci Değildir ?
İspanyolların Karayipler, Orta ve Güney Amerika’da acımasız ve bir o kadar da hızlı fetihler gerçekleştirmişlerdir. Bölgede yaşayan yerli halklardan askerî olarak daha üstün imkanlara sahip olmalarının yanında önemli bir sebep de Avrupalıların bu yeni topraklara getirdikleri hastalıklardır. Araştırmalar hastalıkların bazı bölgelerde yerel nüfusun tamamına yakınının ölümüne yol açtığını ortaya koymuştur.
Avrupalılar Yeni Dünya’da kurdukları kolonilerde en başından beri çok sert bir tutum içerisinde olmuşlar, yerli halkı zorla köleleştirmişlerdi. Nitekim hemen Kolomb’un 1492’deki ilk seyahatinden sonra Karayiplerde büyük bir ada olan Hispaniola 1493’te kolonileştirilmiştir. Bu tarihte 250 bin olan adanın yerli nüfusu 1560’da 500’ün altına inmiştir. Bunda Avrupalıların getirdiği hastalıklara karşısında yerlilerin bağışıklık sistemlerinin çaresiz kalmasının olduğu kadar İspanyolların sert idarelerinin etkili olduğu bir gerçektir.
İspanyollar Karayiplere ayak bastıktan çok sonra ana karaya çıkmışlardır. İspanyol fatihlerden (conquistadores) ilki olan Hernando Cortés beraberindeki 600 kişilik grupla 1519’da Meksika sahiline çıkmıştır. Yerli halkla kimi zaman zor kullanarak ittifaklar kuran Cortés’in, Aztek İmparatorluğu’nun başkenti ve bu dönemde nüfus bakımından dünyanın sayılı şehirlerinden biri olan Tenochtitlán’a (Mexico City) geldiğinde emrindeki asker sayısı birkaç bine ulaşmıştı. Aztek Kralı Montezuma kendilerini oldukça iyi karşılamıştı. Cortés beraberindekilerle şehirde bir süre kaldıktan sonra Azteklerle çıkan anlaşmazlık neticesinde çıkan çatılmada ciddi kayıplar vererek başkenti terk etmek zorunda kalmıştı. Bu arada İspanyolların ilk gelişlerinde arkalarında bıraktığı çiçek hastalığı şehrin nüfusunun yarısına yakınının ölümüne sebep olmuştu. Cortés bir yıla yakın süre sonra yine Azteklere düşman Tlaxcalan Konfederasyonu yerlilerinden sağladığı askerî güçle geriye dönerek başkent Tenochtitlán’ı kuşatmıştır. Bir süre direnmelerine rağmen Cortés 13 Ağustos 1521’de şehri ele
geçirmiş, yahşice yağmalayarak, yerle bir etmiştir. 1535’te Azteklerden aldıkları topraklar Nueva Espana (Yeni İspanya) Genel Valiliği adıyla İspanyol sömürge imparatorluğuna bağlanmıştır
Diğer bir İspanyol kâşif ve fatih Francisco Pizarro yerleştiği Panama City’de zengin bir hayat sürmekteyken güneyde bir yerde zengin bir imparatorluğun varlığına dair hikayeler duymuş, bu imparatorluğu aramak için seferler düzenlemiştir. 1531’de 180 asker ve 37 atta oluşan bir kuvvetle Kuzeybatı Peru’daki Tumbes şehrine ulaşmıştır. Pizarro şehre ulaştığında yakın zamanda yakın zaman önce veba salgınında yaşamını yitiren İnka İmparatoru Huayna Capac’ın iki oğlu Huáscar ve Atahualpa’nın arasındaki taht mücadelesi ülkeyi güçsüz düşürmüştü. Pizarro zayıf durumdan istifade ederek Atahualpa’yı esir aldı, iki yıl içinde İnka İmparatorluğu’nun tamamını yok etti. Pizarro kendi kurduğu Lima şehrini Peru’nun başkenti yaptı. İspanyollar İnka İmparatorluğu’nun topraklarını Peru Genel Valiliği adı altında teşkilatlandırdılar. Söz konusu valiliğin sınırları günümüzdeki Peru dışında, Bolivya, Şili, Venezuela, Paraguay, Kolombiya ve Ekvador’u içine almaktaydı. Gerek Cortés gerek Pizarro’nun öncelikli amacını altın oluşturuyordu. Bu nedenle her ikisi de yok ettikleri Aztek ve İnka medeniyetinden geride kalan bütün değerli eşyaları yağmaladılar. Bu yağma o boyuta varmıştı ki Pizarro işgal ettiği Cusco’da bulunan meşhur Güneş Tapınağı’ndaki altın tabakaları ve heykelleri eritip İspanya’ya göndermiştir.
Avrupalıların Ümit Burnu’nu dolaşıp Hint Okyanusu’na çıkarak Hindistan’a
varmalarının oluşturduğu tehdit karşısında, Osmanlı Devleti bu güçlerle gerek Okyanus’ta gerek Afrika kıtasında mücadeleye girişmiştir.
İspanya İmparatoru Şarlken (V. Charles) hakimiyet alanına Akdeniz havzasını dahil etmek amacıyla 1510’a kadar günümüzde Libya’nın başkenti Trablusgarp dahil bölgede bulunan bütün mahallî Müslüman yönetimleri sonlandırdı veya kendisine bağladı. Portekizlilerin 1505’te Mozambik’ten başlattıkları istila ve yıkım hareketleri 1517’de Cidde’ye ulaşmıştı. Bu süreçte Hint Okyanusu sahillerinde ve Kızıldeniz etrafında yaklaşık kırk Müslüman şehir devleti yıkılmıştır. Bölgeyi ellinde tutan Memlükler’in Hint Okyanusu ve Kızıldeniz’de yerleşmeye çalışan Portekiz’e karşı mücadelede yetersiz kalması ve bir süre sonra başarısız olması üzerine Mısır’ı fetheden (1517) Osmanlılar bölgede Portekizlilere karşı uzun
sürecek bir mücadeleye girişmişlerdir.
Portekiz’in Hindistan’a yönelik sömürgecilik girişimi ve Kızıldeniz’i de kontrol altına alarak bölgeye tamamen hakim olma teşebbüsü uzun sürecek bir Osmanlı-Portekiz mücadelesine yol açmıştır. Esasında Portekiz Fas üzerindeki hakimiyet iddiaları nedeniyle burada yürüttüğü kanlı savaşlara zaman zaman Osmanlılar doğrudan veya dolaylı olarak müdahil olmuşlarsa da iki güç arasındaki esas mücadele Kızıl Deniz ve Hint Okyanusu’nda yaşanmıştır. Osmanlıların Hindistan’a seferler düzenlemelerinde Portekiz’in Hint ticaretini kontrol altına almış olmasının Doğu Akdeniz’de yol açtığı maddi kaybı önlemek gibi çeşitli
etkenlerin yanında Portekiz baskısı karşısında bölgedeki Müslüman Kaliküt ve Gücerat devletlerinin yardım ve himaye talebinde bulunmaları önemli bir sebep olmuştur. Bu şekilde yapılan ve Hint Seferleri olarak bilinen deniz seferlerinden ilki 1538 yılında o sırada Mısır Beylerbeyi görevini yürüten Hadım Süleyman Paşa emrindeki bir donanma tarafından gerçekleştirilmiştir. Osmanlılar sahildeki Hindistan sahilindeki Diu Kalesini bir süre kuşatmışlar ancak ele geçirememişlerdir. Başarısız girişimin dönüş yolunda Aden fethedilmiş, Zebîd ve Aden bölgelerinden meydana gelen Osmanlı Yemen’i bir sancak haline getirilmiştir. Bir yıl sonra da Yemen Beylerbeyiliği kurulmuştur (1540). Bundan sonra Osmanlı Devleti üç Hint Seferi daha gerçekleştirmiş ve dördüncü Hint Seferi Habeşistan (Etiyopya)’ın fethi ve Habeş Eyaleti’nin kurulmasıyla (1555) sonuçlanmıştır. Böylece Kızıldeniz’in her iki yakasına yerleşen Osmanlı Devleti Kızıldeniz sahilleri ve Habeşistan üzerinde tam kontrol sağlayarak Zeyla’da yeni bir deniz üssü kurmuştur, Portekizlileri bölgeden uzak tutmuştur. Kızıldeniz’in kapalı konumu 18. yüzyıla kadar sürmüş ancak bu yüzyılda yavaş yavaş milletlerarası ticarete açılmıştır.
Osmanlı donanmasının bölgedeki faaliyetleri neticesinde Portekiz tehlikesi Kızıldeniz havzasından Hint Okyanusu’na itilmiştir. İki devlet arasındaki mücadele temelde ticaret savaşı olmakla birlikte bilhassa Osmanlıların Asya ve Afrika’da Portekiz tarafından sömürülen halkları desteklemesi ve mücadele için örgütlemesi nedeniyle bu mücadelenin bir konusunu da sömürgecilik oluşturmuştur. Osmanlıların Portekiz’e karşı verdiği mücadele neticesinde Doğu Afrika sahillerindeki Müslüman devletlerin Portekiz idaresine geçmesi ve sömürgeleştirilmesi engellenmiş oldu. Buna mukabil Hint Okyanusu’nun diğer tarafında önce Portekiz ve sonra Hollanda donanmaları karşısında Endonezya’da Açe Sultanlığı ve Hint Müslümanlarının yardım taleplerine fiilen çok fazla karşılık verilememiştir.
Burada sömürgeciliğe karşı yüzyıllar boyunca mücadele eden Açe İslam Sultanlığı üzerinde durmak gerekir. Sumatra Adası’nın kuzeyinde bulunan diğer bir İslam devleti Pasai Samudra’nın 1521’de Portekizliler tarafından ortadan kaldırılmasından sonra Ali Mugāyet Şah tarafından kurulan Açe İslam Sultanlığı 17. yüzyılın ilk yarısında gücünün zirvesine yükselmiş, denizden düzenlenen seferlerle topraklarını güney doğru genişletmiştir. Sumatra’ya yerleşen Portekizlilerin Açe Sultanlığı’nı ele geçirmek üzere saldırılarını sürdürmeleri karşısında, Açe gönderdiği bir heyetl Osmanlı Devleti’nde yardım istemiştir (1565). Bu arada Zigetvar Seferi’nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü üzerine
heyetin talepleri tahta çıkan yeni padişah II. Selim tarafından, imzalanan bir antlaşma etrafında karşılanmıştır (1567). Bu kapsamda Açe’ye yardım için beraberinde top, tüfek, cephane ve yeterince ustanın yer aldığı on yedi gemilik bir savaş filosu gönderildi. Nitekim bu askerî ve
bilhassa teknik bu yardım neticesinde Açe Sultanlığı Portekizlere karşı durmuş ve bağımsızlığını koruyabilmiştir. Bahsi geçen Açe Sultanlığı, ileriki bölümlerde görüleceği üzere 19. yüzyılda bu sefer Hollanda sömürgeciliğine karşı Güneydoğu Asya’daki Müslüman reaksiyonunun ve direncinin temsilcisi olmuştur.Açe Sultanlığı Hollandalılar tarafından ortadan son verildiği 1903 yılına kadar yaklaşıkdört yüz yıl bağımsızlığını korumuş, Avrupalı sömürgeci devletlere karşı Gündeydoğu Asya’da başarılı bir direniş sergilemiştir.
Osmanlı Devleti bir yandan Kuzey Afrika’daki İspanyol yayılmasına karşı bölgedeki Müslümanların yardımına koşmuş ve 1516-1574 yılları arasında devam eden mücadele Cezayir, Trablusgarp ve Tunus’un kesin bir şekilde Osmanlı hakimiyetine girmesiyle sonuçlanmıştır. Osmanlı hakimiyetine giren bölgenin batısında bugünkü Fas’ta Sa‘dîler Devleti, güneyinde Kânim-Bornu Sultanlığı ve Songay Sultanlığı yer alıyordu. Böylece Kuzey Afrika’nın ve Büyük Sahra’nın güneyinde kalan bir bölgenin sömürgeleştirilmesinin önüne geçilmiş oldu. Bu arada Osmanlı Devleti ile bölgedeki diğer devletler arasında siyasî temas sağlanmıştır. İlk doğrudan temas 1551’de Osmanlı Devleti’nin bugünkü Libya topraklarını İspanyollar’dan kurtarmasıyla Kânim-Bornu Sultanlığı ile sağlanmıştır. 1555-1556’da iki
devlet arasında dostluk ve ticaret antlaşması imzalandı. Osmanlı Devleti’nin bölgeye yerleşmesi Avrupa devletlerini Kuzey Afrika sahillerinden içerilere girmelerini engellemiş ve kıtanın batı tarafını dolaşmaya başlamalarına sebep olmuştur. Bölge çok daha sonra Fransa tarafından 1830’da başlayan bir süreç neticesinde sömürgeleştirilecektir.
SÖMÜRGECİLİK TARİHİ
YRD. DOÇ. DR. METİN ÜNVER
Türk Yurdu'ndan sonra Türk Ocağının en önemli neşriyatı olan "Türk Yılı 1928" 1928'de İstanbul'da Yeni…
Metin eski harfli Türkçedir. Nadir eserdir. Anahtar kelimeler: Kaşgar, Doğu Türkistan, Şarki Türkistan, Nadir Eserler, Çin,…
Akif bunalınca isyan seviyesine varmış; “Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? Mahşerde mi…
Asya’da Kılık Değiştirerek Yolculuk Bir İngiliz Subayının Anadolu, İran ve Hindistan Hatıraları Asya’da Kılık Değiştirerek…
Türk, Altay ve Moğol mitolojilerinde Kutsal Geyik. Değişik Türk lehçe ve şivelerinde Alageyik (Alakeyik, Alakiyik)…
8 Ocak pazartesi 2024, Uygurlar ile Çinliler arasındaki ayrılıkların ancak barış yoluyla çözülmesi gerektiğini savunmasına…