SARI ÖKÜZÜN BOYNUZLARINDAN KADER PLANI ve HAARP’A…

Biz çocukken köydeki “din âlimi” büyüklerimizden dünya ve depremle ilgili sarı öküz efsanesi dinlerdik. Efsaneye göre dünya bir sarı öküzün iki boynuzu arasında duruyormuş. Sarı öküz kuyruğunu sallarsa küçük, kafasını oynatırsa büyük depremler olurmuş. Günümüz çocukları bu hikâyeyi bilmiyor. Onlar çağdaş “bilim adamları” (çağdaş mitologlar) dan HAARP mitolojileri dinliyor. HAARP (High-frequency Active Auroral Research Program-Yüksek Frekanslı Etkin Kutup Işıkları Araştırma Programı)’nın kısaltması. Alaska’da 1993 yılında kurulan HAARP pek çok komplo teorisinin öznesi olmuş ve olmaya devam ediyor. Bunu sebebi ise insanoğlunun engelleyemediği tabiat olaylarını sıradışı güçlere bağlama ve efsane, mitoloji üretme temayülü.

Oysa bugün gayet iyi biliyoruz ki deprem yer kırıklarının harekete geçmesi, enerji boşalımıyla oluyor. Nerede olacağı, ne şiddette olacağı, az çok ne zaman olacağı bilim adamlarınca hesaplanabiliyor. Yani deprem akıl ve tedbirle felaket olmaktan çıkarılacak bir dünya gerçeği.

Uç efsaneler yanında bir de büyük felaketlerin suçunu “Kader planı, Allah’tan geldi, Takdir-i İlahi” diyerek Allah’a yıkma temayülü var hepimizde. Biz de depremde yakınlarımızı kaybettik ve her kaybımızın acısını azaltmanın yegane yolu meseleyi “kader planı” ile açıklayabilmemiz ve kendimizi bu şekilde teselli etmemiz ve bu şekilde çıldırmaktan kurtulmamız. Elbette bu yaptığımız Allah’ın bizi “eşref-i mahlȗkat”(yaratılmışların en şereflisi) olarak yaratması ilkesine aykırı ve insana verilmiş “insan olma” üstünlüklerine hakaret.

“Bir sen anladın sen de yanlış anladın” sözü vardır dilimizde. Bir kaderi anladık onu da yanlış anladık Müslüman toplumlar olarak hepimiz. Elbette Allah evveli, şimdiyi, geleceği, her şeyi biliyor. Depremi de öleceğimizi de. Fakat Allah biliyor diye deprem olmuyor, biz de Allah biliyor diye ölmüyoruz. Deprem olacağını ve evin altında kalırsak öleceğimizi biz de biliyoruz. İşte diğer canlı ve cansızlardan farkımız da bu, eşref-i mahlukat yaratılmışız. Öyleyse eşref-i mahlȗkat oluşumuzun gereğini yerine getirmeliyiz. Ben bir deprem uzmanı değilim ama bir yıl lise okuduğum Adıyaman Gölbaşı’nda, doğum ilçem olan Pazarcık’ta, Narlı’da, Türkoğlu’nda, Nurdağı’nda, Kahramanmaraş’ta şiddetli bir deprem olacağını çocukluğumdan beri biliyorum. Nereden biliyorum? Allah akıl vermiş ya! Bilim adamlarından duyduklarımı aklımda saklayabildiğim için biliyorum. Bu bölgede yaşayan herkes de biliyor. Demek ki mesele bilmekle ilgili değil. Bildiğinin gereğini yapmakla ilgili. Ev yapan veya alan, evi yaptıran, yerini seçen, planlayan, malzemesini üreten, inşa eden, ettiren, kontrol eden, kontrol edeni görevlendiren, yöneten hepsi kaç şiddetinde deprem beklendiğini, neyi nasıl , nereye yaparsa yapının dayanıklı olacağını biliyor fakat bildiğini yapmıyor. Niçin? Aklına, bildiklerine değer vermeyip nefsini öne alıyor. Silsilenin içinde bulunan herkes suçlu ve hepsinin ortak suçu insan hayatını birincil değer olarak görmeyip kendi çıkarını öne alması. Üç beş müteahhit yakalayıp üç-beş yıl içerde tutmakla temize çıkmış mı olacağız? Elbette hayır. Onlar günahkârlar, suçlular zincirinin sadece bir halkası. Yukarıda saydıklarımın hepsinin birden zihniyet değişikliğine ihtiyaç var. Nasıl değiştireceğiz zihniyeti? Zor ve zaman alıcı… Çünkü unutkanız, bana bir şey olmaz düşüncesini toplumun zihninden çıkarmak, hele yanlış kader algısıyla kendi suçunu başkasının üzerine kolayca yıkan bir tolumun dönüşümünü sağlamak o kadar zor ki…

Dostlar, yirmi katlı evin çatısına çıkıp kendimizi aşağıya atarsak öleceğiz. Allah da bunu biliyor. Allah bunu bildiği için biz kendimizi evin çatısından atmıyoruz, Allah bize akıl, düşünme yeteneği vererek çatıya çıkıp atlamamamız gereken bir canlı olarak, eşref-i mahlȗkat olarak yaratmış. Yine de çıkıp atlıyorsak bu Allah’ın suçu mu? Tedbir bizden değil mi? Bu planı Allah mı yaptı biz mi? Biz yaptık? Bu plandan haberi vardı da engellemedi diye Allah’ı suçlayan bir salak mı olacağız yoksa aklımızı kullanarak çatıdan atlamayacak mıyız? Ha depremde öldün ha çatıdan atladın ne farkı var… “Ama depremde binlerce masum insan da öldü” diyeceksiniz. İnsan insanın katili, zararımız sadece kendimize değil ki… Özellikle insan hayatına, mutluluk ve huzuruna değer vermeyen, nefs ve kibirlerine uyan toplum önderleri başka toplumlar yanında kendi toplumlarının mahvolmasına da sebep olurlar… Hitler böyle yaptı, Stalin böyle yaptı, şimdi kötü yöneticilerin günahını Rusya’daki, Ukrayna’daki milyonlar savaşta ölerek çekiyor…

Felaket; mülkün gerçek sahibini bilmeyip, tanımayıp, dinlemeyip nefsine uymakla, yüzlerce kez verilen “akıl etmez misiniz?, düşünmez misiniz?” buyruklarını duymazdan gelmekle ilgili meseledir. Kader planı değildir…

Allah milletimize akıl fikir versin ve bunu felaketlerden korunacak şekilde kullandırsın. Allah bir daha milletimize, hiçbir millete böyle felaketler göstermesin. Sonsuzluğa gidenlere Allah rahmet eylesin.

Prof. Dr. Ekrem Barak Arıkoğlu

Abdullah Cinkara

Share
Published by
Abdullah Cinkara

Recent Posts

Türk Yılı 1928

Türk Yurdu'ndan sonra Türk Ocağının en önemli neşriyatı olan "Türk Yılı 1928" 1928'de İstanbul'da Yeni…

1 yıl ago

Kaşgar Tarihi : Bais-ı Hayret Ahval-i Garibesi

Metin eski harfli Türkçedir. Nadir eserdir. Anahtar kelimeler: Kaşgar, Doğu Türkistan, Şarki Türkistan, Nadir Eserler, Çin,…

1 yıl ago

Amerika’nın Rüyası

Akif bunalınca isyan seviyesine varmış; “Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? Mahşerde mi…

2 yıl ago

Yeni Kitap: Asya’da Kılık Değiştirerek Yolculuk

Asya’da Kılık Değiştirerek Yolculuk Bir İngiliz Subayının Anadolu, İran ve Hindistan Hatıraları Asya’da Kılık Değiştirerek…

3 yıl ago

Türk Mitolojisinde Alageyik

Türk, Altay ve Moğol mitolojilerinde Kutsal Geyik. Değişik Türk lehçe ve şivelerinde Alageyik (Alakeyik, Alakiyik)…

3 yıl ago

Doç. Dr. İlham Tohti ve Nobel Barış Ödülü

8 Ocak pazartesi 2024, Uygurlar ile Çinliler arasındaki ayrılıkların ancak barış yoluyla çözülmesi gerektiğini savunmasına…

3 yıl ago