Anasayfa / Tarihi ve Güncel Sorunlar / Ermeni Meselesi / Ermenilerin İkinci İhaneti
Trabzon’u işgal eden Ermeniler
Trabzon’u işgal eden Ermeniler

Ermenilerin İkinci İhaneti

Maverâ-yı Kafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti’nin dağıldığı 26 Mayıs 1918

tarihinde Batum’da bulunan Osmanlı murahhaslarına müracaat eden Ermeni heyeti başkanı

M. Alexandre Khatissoff (Khatisyan:Hatisyan), üyeler Rouben Kadjaznouni, Mikael

Papadjanoff (Papadjanian) barış projesi istediklerini bildirmişlerdi. Kendilerine cevap

verilmemesi üzerine 30 Mayıs 1918 tarihinde Osmanlı murahhası Halil Bey’e müracaat eden

Ermeni murahhasları 72 saat geçmesine rağmen kendilerine cevap verilmediğini hatırlatarak

barış antlaşması yapma konusundaki taleplerini tekrarladılar. Ermeniler bir yandan Osmanlı

temsilcilerine müracaat ederken diğer yandan Brest-Litovsk Antlaşması’nda öngörülen

sınırları aşan Osmanlı Devleti’ne karşı Almanya’dan yardım istiyorlardı. Almanlardan olumlu

bir cevap alamayan Ermeni heyeti 3 Haziran 1918 tarihinde doğrudan Vehib Paşa’ya

müracaat ederek barış antlaşması yapma talebi ile birlikte Osmanlı Devleti’nin Erivan’a

temsilci atamasını ve olağan ilişkilerin başlamasını istediklerini bildirdiler. Bu temaslar

neticesinde varılan uzlaşma üzerine 4 Haziran 1918 tarihinde Osmanlı Devleti ile Ermenistan

arasında bir protokol imzalandı. Böylece Osmanlı Devleti, Kafkaslarda kurulan Ermenistan

Cumhuriyeti’ni bağımsız bir devlet olarak tanıdı. Buna karşılık Ermenistan Cumhuriyeti de

Osmanlı Devleti’ni ve toprak bütünlüğünü önkoşulsuz olarak tanımış oluyordu.

…….Ermenistan Cumhuriyeti’ni, İtilaf

Devletlerinden çok daha evvel Osmanlı Devleti’nin tanıması son derece önemli idi. Bu

sıralarda Çarlık taraftarlarını destekleyen İtilaf Devletleri, müttefikleri Rusya’da iç savaş sona

ermeden Ermenistan’ın bağımsızlığını tanımaya yanaşmıyorlardı. İngilizler, Çarlık Rusya’ya

karşı bir Ermenistan fikrini dahi kendileri açısından müdafaaya lüzum görmemiş, Ermenilerin

taleplerine karşı, “ne yapalım toplarımız Ararat dağına kadar varmıyor” diye mukabele

etmişlerdi. Büyük devletlerin ihtiraslarını gören “mutedil” Ermeniler Osmanlı Devleti ile

birlikte hareket etmenin en güvenilir tercih olacağını sonunda anlamışlardı. Tüm bunlardan

öte Ermenistan Cumhuriyeti’ni tanıyan ilk devlet, Osmanlı Devleti olmuştu

………..

İlk etapta büyük devletler tarafından tanınmayan Ermenistan Hükûmeti üyeleri

Tiflis’te bulunuyorlardı. Tiflis’ten Erivan’a taşınamayan ilk Ermeni Hükûmeti, 17 Haziran

1918 tarihinde Güney Kafkasya’daki Alman birliği komutanı Von Kress’in temsilen iki

Alman subayı ile Vehip Paşa’nın görevlendirdiği bir Osmanlı subayı eşliğinde, üzerinde

Osmanlı bayrağı dalgalanan araçlarla Erivan’a nakledildi

…………

Yine 1 Ağustos 1918 tarihinde Ermenistan Cumhuriyeti meclisi açıldığında sadece

Osmanlı temsilcileri, Ermenistan’ı tanıyan bir ülkenin temsilcisi olarak açılışta hazır

bulunmuşlardı. Almanya, Avusturya, İran ve Ukrayna mümessilleri Ermenistan’ı henüz

tanımadıkları hâlde açılışa katılmışlardı. İtilaf Devletleri ise Ermenistan’ı tanımadıklarından

Ermenistan’a temsilci göndermemişlerdi. Bu nüans tarafların meseleye bakış açılarını gayet

net bir şekilde gösteriyordu.

……..

Yapılan protokolünün ardından zaman zaman yaşanan karşılıklı güvensizliklere

rağmen Osmanlı Devleti ve Ermenistan arasındaki ilişkiler Mondros Mütarekesi’ne kadar son

derece normal bir seyir izledi. Olağan diplomatik ilişkiler kuruluncaya kadar Osmanlı Devleti

ve Ermenistan Cumhuriyeti, karşılıklı olarak birbirlerinin başkentlerine siyasî ve askerî

temsilciler atadılar

……….

Ermenistan temsilcileri, her fırsatta

Ermenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olmasından dolayı Osmanlı Devleti’ne karşı

memnuniyetlerini dile getirerek dostluğa dayalı sağlam ilişkiler kurmak istediklerini

açıkladılar. Talat Paşa’nın başında olduğu ve İttihatçılardan oluşan Osmanlı Hükûmeti’nin de

söylem ve eylemleri bu doğrultudaydı. Bu durum iki ülke arası ilişkilerde kısa bir süreliğine

de olsa “bahar havası” estirdi. Taraflar ellerindeki esirleri iade ederek çatışma ortamından

kalan bir meseleyi daha bertaraf ettiler. Mali darboğazda olan Osmanlı Devleti, iaşe sıkıntısı

yaşayan Ermenistan’a az da olsa iaşe yardımında bulunarak manevi destek sağlamaya çalıştı

…………

20 Eylül

1918 tarihinde Hatisyan, Hariciye Nazırı Ahmed Nesimi Bey’e Ermenistan’daki durum

hakkında Ermenistan Cumhuriyeti Hükûmeti tarafından onaylanan bir bildiriyi sundu.

Bildirinin en dikkat çekici özelliği, Ermenistan’ın izleyeceği dış politika ve Osmanlı Devleti

ile ilişkileri hakkında fikir vermesiydi. Ermenistan Hükûmeti, dışta Osmanlı Devleti ile barışı

sağlamlaştırmak ve yakın komşuluk ilişkileri geliştirmek, işgal edilen Ermeni topraklarının

tahliyesini sağlamak ve göçmenlerin dönüşü ile ilgili sorunları çözmek istediğini vurguluyor,

Azerbaycan ve Gürcistan’la olan sınır meselelerini dostça çözmek ve etnik temelde

demokratik tedbirler almak istediğini de özellikle belirtiyordu

…………………..

Almanya ile Osmanlı Devleti arasında bir protokol imzaladı (23

Eylül 1918). Buna göre; Almanya ve Osmanlı Devleti, Bakü-Tiflis demiryolu hattının ve

Bakü-Tiflis petrol sahalarının idaresi olmak üzere Kafkasya’da yeni bir yapı kurulması

konusunda uzlaşmaya vardılar. Ayrıca Osmanlı Devleti, Azerbaycan ve Ermenistan’da

bulunan kuvvetlerini geri çekecekti. Bu protokolün ilginç tarafı; Osmanlı Hükûmeti,

Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ı müstakil devletler olarak tanımak arzusunda olduğunu

beyan ettiği hâlde Almanya Hükûmeti sadece Gürcistan’ı tanıyor, diğerlerini tanımadığı için

“teessüf eylediğini” bildiriyordu. Ermenilerin şikâyetlerini dile getiren ve sözde onların

haklarını savunduklarını iddia eden Almanların, Ermenistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını

tanımaya bile yanaşmadıkları açıkça görülüyordu

………..

Mondros Mütarekesi gereği Güney Kafkasya’da bulunan Yakup Şevki Paşa, Hükûmetinden

aldığı talimata uygun olarak ordusuna Bakü, Tebriz, Gürcü ve Ermeni topraklarından,

Dağıstan ve Azerbaycan’dan çekilme talimatı verdi

………….

İngilizlerin Kafkasya’ya ulaşmasından sonra Ermeniler faaliyetlerine hız verdiler.

Başlarında İngiliz zabitleri olduğu hâlde Ermeniler, Kafkasya’da Osmanlı hududuna asker

yığıyorlardı. Ermeni komiteleri de yine başlarında İngiliz zabitleri bulunduğu hâlde

Müslüman köylerine tecavüz ve taarruz ediyorlardı. Asayiş ve sükuneti ihlal eden bu

hareketler için Osmanlı Hükûmeti, İtilaf mümessilleri nezdinde teşebbüslerde bulunarak

ordunun kendini müdafaa etmek zorunda kalacağını beyan etti.

27 Kasım 1918 tarihinde 9. Ordu Kumandanı Yakup Şevki Paşa tarafından Harbiye

Nezareti’ne gönderilen şifrede, “Ermenilerin bir taraftan Müslümanlara eziyet ederken diğer

taraftan Avrupa efkârını Türklük aleyhine çevirmek için vâveylâ kopardıkları” vurgulanmıştı.

Ermenilerin “vahşi ve bâğiyâne hareketlerinin de günden güne arttığını” vurgulayan Şevki

Paşa, Osmanlı ordularının terk edecekleri arazide yaşanacak felâketlerin önünü almak

amacıyla bir İtilâf heyetinin bölgede nezaret görevini üstlenmesini ve bu tarihe kadar bölgenin

Osmanlı ve Ermeni kuvvetlerinin müşterek işgali altında kalmasını, son olarak da ilkbaharda

bu bölgedeki Müslümanların İran, Azerbaycan veya Osmanlı Devleti’ne hicretlerini

önermekteydi.

Van Valisi de Ermenilerin Van’a inmek için hazırlık yaptıklarını, iki İngiliz zabitinin

tahtı riyasetinde top ve mitralyözle mücehhez altı bin civarında Ermeni’nin, Van’a geçmek

için yol verilmesini istediklerini olumsuz cevap alınca da “biz başka yollardan geçeriz”

diyerek tepki gösterdiklerini, bu kuvvetlerin Nahçıvan ve civar Müslüman köyleri zabt

ettiklerini ve beş yüz kişilik bir Ermeni müfrezesinin de aynı şekilde ilerlemek istediğini

ancak Müslümanlar tarafından gördükleri şiddetli mukabele karşısında geri döndüklerini

vurgulayarak kafî gelmeyen perişan jandarma efradı ile bir iş görmek mümkün olamayacağını

bu nedenle gönüllülerle şehri müdafaaya çalışacağını bildirmekteydi.

Kars’ta Şura-yı Millîye’nin dağıtıldığı ve Garbanof isminde bir Ermeni vali tayin

edilerek Ermenilerden mürekkeb bir müfrezenin şehre geldiği, Oltu, Sarıkamış ve

Kağızman’a küçük İngiliz müfrezeleri ulaştığı Ardahan ve civarında Gürcülerin hareketlerinin

İngilizler tarafından engellendiği ve Rusya’dan Trabzon’a Rum muhacirleri nakledildiği vs.

haberler alınmaktaydı.

Ermenistan’ın bağımsızlığının birinci yıl dönümü olan 28 Mayıs 1919 tarihinde

Ermenistan Hükûmeti Osmanlı topraklarının katılımıyla “birleşik Ermenistan” kurulduğunu

ilân etti. Akabinde Ermenilerin Osmanlı hududu civarına asker yığmaları ve bazı mahallere

yönelik tecavüzleri üzerine Meclis-i Vükelâ, İngiltere İstanbul Yüksek Komiserliği nezdinde

temasta bulunmaya karar verdi. Hariciye Nezareti’nin temasa geçtiği İngiltere İstanbul

Yüksek Komiserliği bu konuda gerekli tahkikatın yapılması amacıyla bölgede bulunan İngiliz

memurlarına talimat vereceğini bildirdi. Diğer yandan da Osmanlı Hükûmeti mülkî ve askerî

yetkililerden meselenin “kemal-i dikkat ve itinayla tahkik edildikten sonra mübalağasız bir

şekilde bildirilmesini” istedi.

Hariciye Nezareti 25 Ağustos 1919 tarihinde İstanbul İtilaf Yüksek Komiserlerine,

Ermenilerin, Erzurum, Kars, Ardahan ve Batum’dan huduttaki Müslümanlara saldırdıklarını

ve keyfî olarak bazı şahısları tutukladıklarını izah ederek bu konuda gerekli tedbirlerin

alınmasını istedi. Ancak işgalleri siyaseten engellemeye yönelik bu çalışmalar sonuç vermedi.

Anadolu’da Osmanlı Hükûmeti otoritesinin zayıflaması üzerine kontrolden çıkan

Ermenilere karşı askerî ve mülkî yetkililer yeni arayışlara başladılar. 8 Temmuz 1919

tarihinde 15. Kolordu Kumandanı Kazım Karabekir Paşa İngiliz Kaymakamı Rawlinson’a

müracaat ederek Kars’ta Ermenilerin yaptıkları zulümden bahsetti.

(Kazım Karabekir Paşa “Ermenilerin, Müslüman ahaliden ileri gelenleri haps ve tebid

ettiklerini, yüzü mütecaviz Müslüman’ı Osmanlı tebaası diyerek derdest ederek sürgüne

yolladıklarını ve Müslümanlara ait hayvanların itlaf edildiğini, İslam delikanlılarının

toplanarak gaib edildiğini ve sekiz şahsın katledildiğini bildirilmekteydi. Şükrü Çavuş

isminde bir şahsın idam edildiği, tekalif-i harbiye adı altında para ödemek istemeyenlerin

üzerine 300 süvari, 300 piyade tarafından makineli tüfek ve topla ateş açıldığı da belirtilerek

Ermenilerin her geçen gün artmakta olan mezalimine son verilmesi istirham edilmekteydi.

Bilhassa Osmanlı hududu dışında kalan Müslüman köyler Ermeni çetelerinin baskınına maruz

kalıyor ahali Osmanlı ordusunun hakimiyeti altındaki bölgelere iltica ediyordu”.)

“Hudut mıntıkasında ve hududun Ermenistan tarafında tedkîkâtda bulunan dolayısıyla

Ermenilerin, Müslümanlara yaptıkları vahşice mezalimi ve Müslümanları imha harekâtını

gören İngiliz Mümessili Rawlinson’un 25 Temmuz 1919 tarihinde İstanbul İngiliz Umûmî

Karârgâhı’na gönderdiği telgrafında Oltu’dan Bayezid hududuna kadar olan cephede

Ermenilerin katliâm yapmakta oldukları belirtilmiş ve artık hiçbir kontrole tâbi‘ olmayan

zulümkâr Ermeni milletinin te’dîbi için acilen müttefik kuvvetleri talep edilmişti”. Bu vahşeti

İngiliz mümessillerinin raporundan anlamak son derece önemli idi.

Ermeniler dünya kamuoyunun desteğini alabilmek adına, ahvali olduğundan farklı ve

yanlış bir tarzda tasvir ediyorlardı. Ermenistan Başbakanı Hatisyan 13 Ağustos 1919 tarihinde

Newyork Herald gazetesine verdiği bir demeçte, Türk, Kürt ve Tatar kuvvetlerinin

Ermenistan’a hücum hazırlığında olduklarını iddia ediyordu. Hatisyan bu organizasyonun

başında Kazım Karabekir Paşa ve Türk zabitleri bulunduğunu ileri sürmekteydi. Buna karşılık

Kazım Karabekir Paşa, hududun öte tarafıyla doğrudan doğruya münasebat ve alakalarının

bulunmadığını ifade ettikten sonra “Kafkasya hakkında tam malumata sahip olmamakla

beraber, Ermeni mezaliminden kaçan Müslümanların akrabalarının, onları kurtarmak için

harekete geçtiklerini” durumun bundan ibaret olduğunu ve yabancı neşriyatın gerçeği

aksettirmediğini bildirmişti.

Ermenileri haber kaynağı olarak kullanan İstanbul İngiliz Yüksek Komiserliği olayı

olduğundan farklı aksettirerek, Oltu civarında müsademeler olduğunu ve “Bayazid’le

Karakilise arasında Kürtlerin Ermenilere hücum etmek üzere Osmanlı zabitanı tarafından

tahrik edildiğini” ileri sürüyor ve gerekli önlemlerin alınmasını istiyordu. Oysa bundan kısa

bir süre önce gerek Beyazid Mutasarrıflığı’ndan gerekse muhtelif merkezlerden alınan

istihbarat Kafkasya ahalisindeki Ermenilerin Müslüman ahaliye karşı saldırı ve tecavüzatta

bulunduğunu açıkça gösteriyordu.

Ermenilerin kuvvetli bir piyade kıtaatının Karaurgan’ın 15 kilometre şarkındaki

köylere taarruz ederek Müslüman ahaliyi katl ve hicrete mecbur bıraktıkları, eşya ve iaşelerini

yağma ettikleri istihbar alınmıştı. Pasinler Kaymakamlığı da 4 Ağustos 1919 tarihinde

Ermenilerin mühim miktarda top ve mitralyöz ile mücehhez olarak İslam köylerinde arama

yaparak silah topladıklarını, karşı gelenleri tutukladıklarını, Müslümanları katl ve imha

ettiklerini bildirmekteydi.

14 Ağustos 1919 tarihinde Van Valisi; Ermeni katliamından kurtulabilen Erivan

Müslümanlarından külliyetli miktarda muhacir geldiğini, bunların büyük bir kısmının sadece

canlarını kurtarabildiklerini ve yardıma muhtaç olduklarını beyan etmişti. Ermenilere

bırakılan yerleri teslim almaya gelen komutan M Minyayusof?, Sarısadık havalisinde yaşayan

Müslümanlara karar vermeleri için iki gün süre vererek “Kadınlarınıza ve çocuklarına

merhamet edip tabiiyetimize geçmeniz için murahhaslarınızı gönderiniz. Ermenistan

Cumhuriyeti, Düvel-i Muazzama tarafından tanınmıştır. Ermenistan, Gürcistan ve

Azerbaycan arasında dostça yaşamak için antlaşmaya varılmıştır. Tabiiyetimizi kabul

ederseniz canınızı ve malınızı bağışlarım, aksi takdirde hanelerinizi ve emvallerini topçu

ateşiyle mahvetmeye mecbur kalacağım. Şeklinde beyanatta bulunmuştu. Gümrü civarındaki

Ermenilerin İslamlara harb etmek üzere hazırlık yaptıkları, on beş ila kırk yaşına kadar

efradın silah altına celb edildiği, Aras çayı civarındaki Ermeni köylerinin harbe hazırlık

olmak üzere peyderpey tahliye edilmekte olduğu 9. Ordu Kumandanlığı’ndan istihbar

alınmıştı. Bu durumda yeniden kan dökülmesini men edecek tedbirlerin alınması ve gerekli

talimatların gönderilmesi Harbiye Nazırı tarafından teklif edildi. Bunlara karşın Amerikan

Yüksek Komiserliği, Kuva-yı Millîye’ye mensub bazı şahısların Kafkasya hududunda

Ermenilere tasallut etmekte olduklarını iddia etmekteydi. İstanbul Hükûmeti, bilhassa sulh

konferansında Osmanlı Devleti aleyhine bir neticeye varılmasına neden olacağını

düşündüğünden hudut muhafazasıyla görevli olanların bu tür hareketlerin kaçınmaları için

talimat vermişti

İtilaf Devletleri, San Remo Konferansı’nda aldıkları kararları Batı’dan Yunanlıları

Doğu’dan Ermenileri harekete geçirerek Türk milletine kabul ettirmeye çalıştılar. Bu durumda

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’ne bağlı kuvvetler Ermenilerle karşı karşıya kaldılar.

Yukarıda izah edildiği üzere Ermenilerin Doğu Cephesi’nde Müslüman ahaliye yönelik

mezalimi her geçen gün artıyordu. 1920 yılı Haziran ayında Ermeniler Oltu’daki Türk mahallî

yönetimine karşı geniş çaplı bir saldırı başlatarak bölgedeki Müslümanlara karşı katliâma

giriştiler.

Sivas Kongresi’nden sonra Mustafa Kemal Paşa, Tan gazetesi muhabiri ile yaptığı

mülakat sırasında Ermenilerle ilgili fikirlerinin sorulması üzerine Erzurum, Bitlis, Van

çevresinde çok az Ermeni yaşadığını ve Osmanlı hududları dışında müteşekkil bir Ermenistan

devletini memnuniyetle karşılayacaklarını ifade etmişti. Ancak Ermenilerin mezalimlerine

ilaveten 1920 yılı başlarından itibaren Kafkasya sınırına yığınak yapmaları üzerine TBMM’ne

harekâttan başka seçenek kalmadı.

Kazım Karabekir Paşa’nın kumandasında başlayan harekât karşısında Sovyetlerden ve

İtilaf Devletlerinden yardım almaya çalışan Ermeniler hedeflerine ulaşamayarak mütareke

istemek zorunda kaldılar. 24 Kasım-2/3 Aralık 1920 tarihleri arasında yürütülen müzakereler

neticesinde imzalanan Gümrü Antlaşması ile Türk-Ermeni sınırı çizildi. 2/3 Aralık 1920

tarihinde imzalanan Gümrü Anlaşması’nı TBMM Hükûmeti adına Şark Cephesi Komutanı

Kâzım Karabekir Paşa, Erzurum Valisi Hamit Bey ve Erzurum Mebusu Süleyman Necati

Bey, Ermeni Hükûmeti adına Hatisyan, A. Külhandanyan ve İ. Gorgoryan imzaladılar. Ancak

anlaşmanın imzalandığı gün Erivan’da bir Sovyet Ermeni Hükûmeti kuruldu (2 Aralık 1920).

Ohancanyan kabinesinin imzaladığı anlaşma, yürürlüğe girmemesine rağmen Sovyet

hükûmeti ve birlikleri fiilen anlaşmaya riâyet ettiler. Böylece Ermeniler Türk toprakları ile

ilgili taleplerinden resmen vazgeçmişlerdi. Gümrü Antlaşması’nın imzalandığı gün

Ermenistan Hükûmeti bir bildiri yayınlayarak o yılki oturumlarına ara verdiğini ve bütün

mülki ve askeri yetkiyi Savaş Bakanlığı’na atanmış olan Dro’ya verdiğini açıkladı. Askeri bir

diktator hâline gelen Dro, Erivan’daki Rus temsilcisi Silin ile birlikte bir bildiri yayınlayarak

Ermenistan’ın Sovyetleştirildiğini ilan etti. Kızıl ordu gelene dek Ermenistan üzerinde Dro ve

Silin yetki sahibi olacaktı. Aynı gün Taşnaklarla Sovyet temsilcisi Regran bir antlaşma

imzalayarak Ermenistan Sovyet Hükûmeti’nin komünist ve Taşnak koalisyonunu esas alarak

örgütlenmesine karar verdiler. Ayrıca Ermenistan’ın toprak bütünlüğü Rusya tarafından

sağlanacaktı. Fakat Kızıl ordunun gelişinden sonra, Sovyetler verdikleri sözleri tutmayarak

Ermenistan’a tamamen hakim oldular. Taşnak koalisyonu bir kaç gün içerisinde sona ermişti.

10 Aralık 1920 tarihinde Sovyet Ermenistan’ı Dışişleri Komiseri Bekzadian, BMM Hariciye

Vekâleti Vekili Ahmet Muhtar Bey ile Kazım Karabekir Paşa’ya, Ermenistan’la dostluk

temelinde ilişkiler kurulabilmesi için Gümrü Antlaşması’nın geçersiz olduğunun ilan

edilmesini istedi. Ahmet Muhtar Paşa, “İngiliz emperyaliminin hizmetçisi Taşnakların

düşüşünden memnun olduklarını” dile getirerek Gümrü Antlaşması’nı yenilemek istediğini

tekrarladı. Bundan sonra mesele Moskova-Ankara arasında çözüme bağlandı. Ruslar çok

sayıda Taşnak lideri hapsettiler veya Rusya’ya gönderdiler. 1921 Ocak ayında aralarında

Nazarbekian ve Silikov’un da bulunduğu yaklaşık 500 Ermenistan subayı tutuklanarak

Azerbaycan’a gönderildi. Şark Cephesi Kumandanlığı Sovyet yönetimi altında bulunan

Ermenistan havalisindeki Müslümanlara yeniden mezalime başlandığının istihbar alınması

üzerine buna derhal son verilmesini ve devam edildiği takdirde hemen karşılık verileceğini

bildirdi. Gerek bu uyarı gerekse Milli Mücadele döneminde Ankara Hükûmeti ile Sovyetler

arasındaki iyi ilişkiler nedeniyle ciddi sorunlar yaşanmadı.

 

DOÇ. DR. ABDURRAHMAN BOZKURT

Hakkında ali kaya

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

Check Also

I.Dünya Savaşında Osmanlı'nın Paylaşımı

I. Dünya Savaşı Sırasında Osmanlı Devletini Paylaşma Planları

1. Rusya’nın Emellerinin İtilaf Devletlerince Kabulü – İstanbul Anlaşması Rusya geleneksel politikası olan Boğazlar ve ...