Tatar Türkleri, Dünya Uygarlığının gelişimine büyük bir katkıda bulunan siyasetçi,
tarihçi, alim, şair ve sanatkarları ile dünya çapında ün kazanan ulu bir millet olarak
bilinmektedir. Bu açıdan XX. asrın Tatar Türkleri için çok verimli olduğunu da unutmayalım.
Tatar Türklerinin milli ve siyasi terakkisi için büyük bir çabada bulunan ve Yeni Tatar
edebiyatına temel atan ediplerden en ünlüsü olarak tanınan Ayaz İshaki’nin eserleri, onun
edebi mirası Tatar Türklerinin medeni tarihinde en önemli ve en karmaşık olanıdır. Yazarın,
yarım asır kadar bir süre uzakta kaldıktan sonra on beş yıl önce nihayet Kazan Tatarlarına
ulaşmaya başlayan ruhî hazinesi bugün de tane-tane toplanmakta olup, fennî ve siyasî açıdan
araştırılmaya devam edilmektedir.
Ayaz İshaki hayatının yarısını milletinden uzakta, birçok ülkede gurbet acısı çekerek
yaşayan ediplerimizdendir. Fakat o gurbette de Tatarların milli bağımsızlığına ve demokrasi
ideallerine sadık kaldı ve kendi menfaatlerini bir kenara atarak bu ideallere sonuna dek
fedakarca hizmet eden edip olarak tanındı.
Ayaz İshaki edebiyat meydanına XIX. asır tamamlandığı ve Tatar aleminde, milli
edebiyatta önemli değişiklikler beklendiği bir dönemde geldi. O kendisini, ilk eserlerinden
itibaren millet kaderini gündeme getiren realist (gerçekçi) yazar olarak tanıttı. İlk eseri sayılan
“Tealimde Saadet veya İlim Öğrenmekte Rahat Hayat”(1899) eserinde, meselâ, genç İshaki
kendi pratik faaliyetleri ve isteklerini yansıtmaktadır. Bu eserin yazıldığı dönemde medresede
yeni usul ile okutma işine alınan edip, bu usulleri yaymaya ve tanıtmaya çalışıyor. Ayaz
İshaki’nin millete sahip çıkma isteğini uyandırma niyeti ile yazılan “Kelepuşçu Kız” ve
“Zengin Oğlu” eserlerinde de “Genç kuşak nasıl eğitilmeli” gibi en önemli sorunların birisi
gündeme getirilmektedir. Bu eserlerde ayrıca ailede verilen eğitimin önemi vurgulanmakta ve
kahramanlar Kamer ile Kerim’in cahil bir ortamda yetişip, ailede yeterli eğitim alamama
sonucu feci kadere sahip olmaları anlatılmaktadır.
1904 yılında edibin tüm Tatar alemini sarsan ve Tatar milletinin kaderi, geleceği gibi
ciddi sorunları gündeme getiren “İki Yüzyıldan Sonra İnkıraz” adlı eseri yayınlanıyor. Bu
eser, XX. asır Tatar edebiyatı, millî fikir gelişimi ve millî bağımsızlık için başlatılan
mücadeleyi yayma açısından büyük önem taşıyor. Tatar âlimi Mansur Hasanov sözleri ile
söylersek, “XX. yüzyıl başı Tatar yazarlarının çoğu edebiyat meydanına “İnkıraz” arabasında
geldiler”.1 Bu eser, Tatarları asırlarca süregelen müstemlekecili uykudan kaldırma, aktif
faaliyete geçirme, siyaset âlemine götürme, Tatar asillerini millî bağımsızlık için bir araya
getirme işinde büyük etken oldu.
Ayaz İshaki inkıraza götüren sebeplerin en önemlisi olarak Tatar Türklerinin Rus tahtı
esirliğinde olup, millî şuurunu, millî özünü korumak için hiçbir çaba harcamadıklarını
göstermekte ve bu olaydan halka maddî destek vermeyen zenginleri, kadimci din adamlarını
ve imamları sorunlu tutmaktadır. İnkıraza götüren ikinci sebep ise, eğitim sistemindeki
eksiklikler, öne çıkan halkların bu sistemde erdikleri kazançları örnek almamak ve genç güçlerini gündem ihtiyaçlarını karşılamak için, zenginler de millet ihtiyacını karşılayacak
paralarını kendi menfaatlerine ve manasız eğlencelere harcamaktadırlar. Sonuçta, Tatar
Türkleri hayatı tarafsızlık, tasasızlık içinde, kendi istikbalini düşünmeden sürdürmektedirler.
Ayaz İshaki bu eserinde Tatarların geleceğini koyu ve feci renklerle tasvir ederek,
milletini inkıraza yenilmemek için bir araya gelip, el ele millî bağımsızlık için mücadeleye
çağırmaktadır. Bunun için millî eğitim sistemi yeniden kurulmalı ve eski tip okulların yerine
çağdaş okullar çoğalmalıdır. Tatarlar, eğitim konusunda ilerleyen Rus okullarında eğitim
görüp, çeşitli hünerlere sahip olup, kollarını sıvazlayıp bu bilgileri öz halkına hizmet etmek
için kullanmalıdır. Ayaz İshaki fikrine göre, inkırazı önleme çareleri, başka halkların
kazançlarından örnek alarak Tatar milletinin maddî kuvvetini arttırmak, ana dilini korumak,
edebiyat, sanat ve medeniyeti geliştirmektir. Bu açıdan edip millî edebiyata da büyük umutlar
bağlamaktadır.
Gerçekten, bu eser Tatar Türklerinin millî şuurunu uyandırıp, 1905-1907’li yıllar
inkılabı için Tatar milletinde iyi bir temel oluşturdu. Tatarların büyük şairi Abdullah Tukay
“Kim o?” adlı şiirinde “İki Yüzyıldan Sonra İnkıraz” eseri etkisinde Ayaz İshaki’yi böyle
değerlendirmektedir: “O, milletimizi uyandıran, yükselten adam; o, bizi dilli eden, karanlıktan
aydınlığa çıkaran adam; o, inkırazın, yok olmanın ne olduğunu anlatan adam; o,
düşmanlarımızın kimler olduğunu açıklayan adam; o, bizim için zorlukları aşan, bizi bir
güldüren, bir ağlatan adam”. Ayaz İshaki tarafından gösterilen inkıraz nedenlerinin çoğu
Tatar milleti için bugün de güncelliğini korumakta ve uyarmaya devam etmektedir.
1906 yılında yazılan “Muallim” ve 1907 yılında yazılmaya başlayan “Tartışma” adlı
ilk dramlarında yazar 1905-1907 yıllarında gerçekleşen inkılap etkisinde kalan Tatar
gençlerinin düşüncelerini, isteklerini ve faaliyetlerini açıkça tasvir etmekte. Eserlerin
kahramanları halka hizmet etme yolunu seçip, halkı bağımsız etmek için neler
yapılabileceğini düşünüyor ve bu yolda belli bir faaliyete geçiyorlar.
1909 yılında İshaki Türkiye’ye geliyor ve İstanbul’da “Hayat mı Bu?” adlı eserini
yazıyor. Bu esere temel olarak insanlık tarihinde en önemli sorunlardan sayılan “Bir insanın
yaşam amacı ve manası” alınmış ve o yazar tarafından artık belli bir tarihî, millî temelde
izlenmiştir. İshaki bu konuyu da XX. yüzyılın başında Tatar dünyasında millî uyanış ve
bağımsızlık hareketinin kuvvetlendiği şartlarda onlarla bağlantılı olarak anlatıyor.
Yazar, çocukluktan düzenli ve iyi bir eğitim göremeyen kahramanın dünya görüşünün
makul olamadığını, hayattan olan beklentilerinin de belirgin olmayıp, idealsiz, mesleksiz ve
renksiz hayat sürdürdüğünü göstermekte ve bundan ders almaya çağırmaktadır. Sonraki
yıllarda yazılan “Mulla Dede” gibi eserde de o zaman medreselerindeki maarif ve eğitim
sisteminde görünen durgunluk ve şakirtlerin hayatı anlatılmaktadır.
Ayaz İshaki’nin bütün eserlerinde bir milletin millet olarak kalması ve ilerlemesi için
önemli olan şartlardan bahsedilmekte ve Tatarları asırlarca uyuşturup geride bırakan cahillik,
toplum içinde yer alan ahlâksız âdetler, çok eşlilik, yeni kuşağa millî bilinci geliştiren eğitim
verilmemesi gibi eksiklikler ciddî bir şekilde eleştirilmektedir (“Zengin Oğlu”, “Kelepuşçu
Kız”, “Dilenci Kızı”, “Üç Kadın ile Hayat”).
Ayaz İshaki Tatar Türklerinin millî bağımsızlığını düşünerek tarihten de ustaca
faydalanmaktadır. İstanbul’da kısa süre kalmasına rağmen ortaya koyduğu birçok eser
arasında önemli yere sahip olan “Züleyha” adlı dramında yazar Tatar halkının tarihinde
önemli yer alan korkunç olayı, zorla Hıristiyanlaştırma vakasını tasvir etmektedir. Züleyha
adlı bir Tatar kadınını kocasından ve üç çocuğundan ayırıp, Rus olan başka bir erkekle
evlendirip, zorla Hıristiyan dinine geçirmeye çalışıyorlar. Fakat en zor şartlarda bile Züleyha
kendi dinine, imanına sadık kalıyor. Eserde, hayatını sürgünde geçirirken de ibadetini
bırakmayan Zülyha’nın döktüğü göz yaşının her damlasına Allah tarafından yetmiş bin
meleğin bin yıllık ibadetinin yazıldığı söylenmekte.
Eserde Züleyha Millet Anası olarak izlenmekte ve o, millî ruh ve ahlâkın temelini
oluşturan imanın koruyucusu ve ailenin direği olarak anlatılmaktadır. Yazar, Züleyha kaderi
misalinde Tatar halkının yaşadığı feci olayı anlatarak, “Züleyha gibi mert ve sağlam ruhlu
Millet Anaları varken, bu milletin geleceğinde de umut var, onu yok edemezler” demek
istiyor. Ayaz İshaki’nin “Züleyha” adlı dramı, Tatar Türklerinin Rusların eline düştükleri
günden bu yana üç yüz yıldan fazla geçen zaman içinde dinini ve millî simasını koruma
yolunda Rus âlemine verdiği eşsiz mücadelesinden tarihî bir manzara olarak
değerlendirilebilir.
XX. yüzyıl Tatar edebiyatında önde gelen sorunların biri, Tatar kızlarının, Tatar
kadınlarının hayat şartları ve eğitim düzeniydi. Tatarların ünlü şairi Seğiyt Remiyev’in “Tan
Vakti” adlı eserinde yer alan
Doğ yeniden
Marifetli anneden!
gibi satırlar, bu sorunun zaman için gözde sorunlardan olduğunu açıkça anlatmaktadır.
Yazarların fikrine göre, bir milletin ilerlemesi için bu milletten olan kızların bilinçli, güzel
eğitilmiş ve erkeklerle aynı haklara sahip olmaları şart. Ancak bilinçli ve bilgili bir anne
milletine hayırlı olan çocukları yetiştirebilir. Bu yüzden de XX. yüzyıl başında Tatar
edebiyatında millet kaderi her şeyden önce kadınların kaderi sorunu aracılığı ile
çözümlenmeye çalışıldı.
Ayaz İshaki eserlerinde kızlar ve kadınlar önder fikirli, becerikli, mert, ve hatta
erkeklerden daha aktif olarak tasvir edilmektedir (“İki Aşık”, “Muallime”, “Ustazbike”,
“Züleyha”). Aslında bu konu, XX. yüzyıl Tatar edebiyatında yeni bir konu değildi. Asırlarca
merhametsiz bir şekilde ezilen, fakat şahsi bağımsızlıkları için can atan Tatar kızları XIX. asır
Tatar yazarlarının dikkatini de çekmişti. Fark şu ki, XIX. asırda kızların zor kaderi cahillik ve
fakirlik ile anlatıldıysa, artık XX. yüzyıl yazarları zor durumda, hayatın dibinde kalan kızları
bozuk ahlâka sahip olan toplumun kurbanları olarak göstermeye ve kızların kaderini millet
kaderine bağlayarak izlemeye çalıştılar. Meselâ, Ayaz İshaki’nin “Kelepuşçu Kız” adlı
eserinde Kamer, toplumda yer alan kötü âdetlerin kurbanı olup feci bir şekilde hayatını
yetiren Tatar kızı olarak gösteriliyorsa, “Dilenci Kızı” adlı romanda ise aynen hayatın dibine
düşen, kendisini fuhuşhanede bulan Saadet sonuçta hayatın hazırladığı zorlukları yenerek,
insanlık sıfatlarını koruyup, hayatını düzene sokmakta ve güzel bir eğitim alıp milletine
hizmet etme yolundan gitmektedir. Böylece uzun yıllar ıstırap çeken dilenci kızı, Mansur gibi
millet aydınları sayesinde mutluluğa ermekte ve bu mutluluğu milletine, halkına yararlı
olmakta görmektedir. Bu eserde yazar bize insanın yaptığı işleri, günahları için sorumlu
olduğu ve bunlar için mutlaka ceza çekmeleri hakkında da mesaj vermekte ve bu cezanın
eserde vicdan azabı olarak anlatılması da büyük önem taşımaktadır.
Ayaz İshaki’nin “Muallime” adlı eserinde de halkına hizmet eden muallimler
Abdullah ile Fatma Sibirya’daki bir şehre gidip oradaki Türkleri eğitme yolunda büyük
başarılara ulaşmaktadırlar. Fakat onların bu hizmeti verirken bir insanın ailede bulduğu
mutluluktan vazgeçmeleri artık farklı bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.
Kötü kadere boyun eğmek zorunda kalabilecek kızları doğru yola yöneltip eğitmeyi
amaç eden ulu canlı, şefkatli kadın kahramanı biz Ayaz İshaki’nin “Ustazbike” adlı eserinde
de görebiliyoruz. İlk önce, eserin ismini açıklayalım. Tatar Türkleri en eski dönemlerden
itibaren marifetçi, eğitim ve bilgi yoluna yönelen bir millet olarak tanınmışlardır. İslam dinini
en erken dönemde ve Türk boyları arasında ilk olarak kabul eden Tatar Türlerinin her
köyünde, her kasabasında mutlaka cami karşında medrese olup, bu medresede erkek
çocuklara ders veren hoca (mulla) ve kız çocukları eğiten, hocanın (mullanın) karısı, ustazbike bulunmuştur. Ayaz İshaki işte bu eserinde öyle bir fedakâr can olan Sagıyde ustazbikeden söz
etmektedir.
Millete erkek ve kız çocuklarını eğiterek yararlı olup, on iki yıl kocası Vahit hazret ile
çok güzel geçinseler de, Sagıyde ustazbikenin huzuru yok, çünkü onlar evlât sahibi
olamamışlar. Bu da ustaz- bikenin görüşünde kocasının soysuz, cami mihrabının sahipsiz,
kendilerinin de duasız kalmaları anlamına gelmektedir. Ustazbike bir ailenin çocuksuz,
varissiz kalmasını çok büyük bir eksiklik olarak algılıyor. Sonuçta o, gönlünü peygamberler
örneği ile avutarak, kendisi görücü olup kocasına ikinci karı alarak, evi çocukların sesine
doldurup, eşinin soyunu da böylesine devam etmiş olup, gönlüne huzur buluyor. Ayaz İshaki,
“Vahid karısının bu kahramanlığı karşında Padişah gibi azametine sığınmak için, çabucak
karşına gelip gönlünden onun önünde diz çöktü” diye yazıyor. Yazar Sagıyde tipinde Tatar
kadınlarına has olduğu sabırlı, kararlı olma, en zor durumda da kendinden fazla yakınını
düşünme, bir seçtiğin ideallere hayatınca sadık kalma ve bu ideallere fedakârca hizmette
bulunma gibi en güzel sıfatları bir araya getirmiştir.
Ayaz İshaki Tatar kadınlarını bağımsız, kendi hayatlarına sahip çıkacak kadar bilinçli,
güzel eğitilmiş asilzadeler olarak görmek istemiş. Yazarın idealindeki kadın, kocasına sadık
bir eş, çocuklarına şefkatli bir ana olmakla birlikte, sadece bugününü düşünmeyince, fikrini ve
aklını daha geniş ufuklara açarak, milletinin yarınını da düşünen, hayatın hazırladığı
zorluklara yenilmeyen, sağlam ruha ve irade gücüne sahip olan bir kadındır. Biz Ayaz
İshaki’nin “Ustazbike”, “Muallime”, “Dilenci kızı” gibi eserlerinde halkın menfaatlerine
hizmet etme hayali ile tutuşan işte böyle bir kadın kahramanları görebiliyoruz.
Ayaz İshaki kadınların erkekler ile aynı haklara sahip olmamasını, inkıraza götüren
sebeplerin biri olarak tanımaktadır. Edibe göre, kadınlara saygı ile bakmayan, onları şahıs
olarak tanımayan, onların bilincini ve gönüllerini geliştirmek için iyi şartlar hazırlayamayan
bir milletin istikbali umutsuzdur. İshaki’ya göre, “Her milletin yarısı kadınlar, her milletin
ruhunu koruyan kadınlar, her milletin dilini, telaffuzunu, şivesini koruyan kadınlar, yarın anne
olacak kızları ve baba olacak erkekleri koruyan da kadınlardır…”.
İlk eserlerinde insanın mutluluğunu aile hayatına bağlı olarak izleyen yazar, sonraki
yıllarda yazılan eserlerinde de bu konuyu işlemeye devam etmektedir. Fakat artık başka bir
fikir açısından, başka bir amacı elde ederek. Daha XX. asır başında Ayaz İshaki Tatar
Türklerinin Rus milleti içinde eritilme ihtimalini düşünerek, gelecek kuşakları uyarmaya
çalıştı. Bu sorunu yansıtan ilk eser, “O Henüz Evli Değildi” hikâyesi oldu. Yazar bu eserinde
bir Tatarın Rus milletinden olan bir bayan ile hayatını birleştirerek, ne gibi sonuçlara
varabileceğini en iyi şekilde anlatmaktadır.
“O Henüz Evli Değildi” hikâyesi 1916 yılında, Tatarların Tatar ruhlu olup, hayatlarını
doya doya Tatar olarak yaşadıkları bir zamanda yazılmıştır. Genç ve sağlıklı Tatar yiğidi
Şemseddin öz milletinden, İslam dininden olan bir kız ile evlenip, milletine ve dinine hayırlı
olan, İstanbul’da eğitim alan evlatlar yetiştirme hayali peşinde. Gerçekte ise o henüz
evlenmemiş, ama hayatını artık güzel, nazik, fakat başka milletten, başka dinden olan Rus
kadını Anna ile harcamakta ve çocukları da artık gizli olsa da kiliseye götürülüp vaftiz
yapılmakta ve Hıristiyan dini kanunlarına göre yetiştirilmektedir.
Bu eser boş yere yazılmamış. XX. yüzyıl başında birçok asil Tatar genci okumayan,
eğitim görmeyen Tatar kızlarını kendilerine yakıştırmayıp, Rus, Polonyalı ve Yahudi kızları
ile aile kurmaya başlıyorlar. Milletin geleceği için korkunç sonuçlara getirebilen bu durumdan
kurtulma yolunu Ayaz İshaki Tatar kızlarını da erkekleri okuttuğumuz ve eğittiğimiz gibi
okutmada ve eğitmede görmüştür.
Edip “O Henüz Evli Değildi” hikâyesinde XX. yüzyıl başında Tatar milletinden olan
birinin yeniliğe, ilime açık olmasının onun millî duygularına, kendisini Müslüman olarak
tanımasına ziyan etmediğini göstermekte. Fakat Tatar milletinden olan bir insanın başka bir
millî muhite düşüp, millî özünden ve hayat tarzından uzaklaşması ve Şemseddin gibi gerçek hayatta aile, çocuk yetiştirme gibi bir millet için büyük önem taşıyan sorunlarda tarafsız,
kaygısız kalması, Ayaz İshaki fikrince, milletin istikbalini kökten kurutabilir. Gerçekten de,
sonuçların ne kadar ciddî olduğunu biz Tatarların bugünkü hayatında görebiliyoruz: Ruslar ile
oluşan karışık nikâhlarda Ruslar değil, Tatarlar yenik düştü. Annesi veya babası Rus
milletinden olan çocuklar Rus dilinde, Rus kültürü kanunlarına göre yetişip, öz milletine asla
hayırlı olamadılar. Ve bu olay bugün de devam etmekte, ve böyle giderse, gelecekte Tatar
milletini inkıraza götüren asıl sorunların önde geleni olacağından şüphe yoktur.
Ayaz İshaki millî düşüncelerini yayma ve geliştirme işini 1918 yılında, Rusya’da olan
inkılap sonrası siyaseti kabul etmeyince yurt dışına çekip gittiği yıllarda da aktif bir şekilde
devam etmektedir. “Güz” adlı eserde edip tarafından değeri biçilemeyen fikir sunulmakta: bir
milletin yarını olan çocukların millî ruhlu olarak yetişmeleri için, onların millî muhitte
yaşamaları şarttır. Eğer “O Henüz Evli Değildi” adlı eserde Tatarların Rus milleti içinde
eritilmesi onların Rus milletinden olan biri ile evlenmesi sonucu olarak gösteriliyorsa, artık
“Güz” adlı eserde Ruslaşma nedeni, birçok Tatar’ın kendi millî özünden uzaklaşarak,
Rusların hayat tarzına, Rus kültürüne karşılık verecek kadar irade gücü bulamaması ile
anlatılıyor.
Eserde iki kadının kaderi gösterilmekte. Gülsüm adlı kadın, Rus muhitinde
yetiştiğinden dolayı kendisini “İsa Peygamberin doğum gününü bayram etmeden, Kurban
bayramını bayram eden “garip bir Rus” olarak kabul etmekte. Onun hayatı da millî âlemden
uzaklaşma sonucu olarak, manasız ve mutsuz geçmektedir. Gülsüm’ün sadece bugünü değil,
yarını ve çocuklarının istikbali de karanlık ve umutsuzluk içinde. Nefise ise, kendisini Tatar
milletinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul ettiği ve öz milletine, dinine sadık kaldığı,
çocuklarını da bu değerler içinde yetiştirdiği için hayatta kendi yerini bulup mutlu olmaktadır.
Edibin “Güz” adlı uzun hikâyesinde yer alan inkılap öncesi Tatar asilleri arasında
yaygın olan Ruslaşma olayı hakkındaki düşünceler Sovyet döneminden bugüne kadar
güncelliğini kaybetmiyor. Fark sadece şu ki, XX. asır başında kendi milletine soğuk bakarak
millî kazançlarından vazgeçen ve her attığı adımında Rus kültürüne ayak uyduran tabaka âsil
mirzalar olsa, Sovyet döneminde artık bu gibi hastalık halkın tüm tabakalarına yayılmış
durumu aldı. Ayrıca Tatar milleti bu durumun Ruslarla karışık nikâh yapmaktan daha tehlikeli
bir durum olduğunun farkına varmalı.
1922 yılında yazılan “Eve Doğru” adlı uzun hikâyesinde ise Ayaz İshaki Rus çarına
hizmet etmeye yemin eden Tatar subayı Mirhaydar Timergaliyev’in dünya görüşünde
Rusyada’ki iç savaş sırasında ve onun etkisinde ortaya çıkan değişikliklerden söz etmektedir.
Bu eserde yazar gerçeksi bir usul ile Rusların kendi milletinden olmayanlara, ayrıca
Müslümanlara eziyet etmelerini anlatmak ile beraber, Türklere bir araya gelip, kendilerini bir
millet olarak kabul etmelerine çağrı yapıyor. Ancak Türklerin bir araya gelmeleri onları millet
olarak yaşata ve geliştirebilecek. Kahraman Timergaliyev bu fikri hayata geçirmek için
ömrünü yitiren millet sever kahramanlardan biri olarak anlatılmaktadır.
Ayaz İshaki birçok eserinde Tatar Türklerinin Ruslar tarafından işgal edildikleri
günden XX. asrın birinci çeyreğine kadar bu halkla kaynaşıp yaşamaktan elde ettiği bazen iyi,
ama daha fazla kötü sonuçları başka hiçbir yazar başaramadığı kadar gerçeksi, geleceği gören
ve uyarıcı bir şekilde göstermekte ve Tatarları bu feci olaylardan ders almaya çağırmaktadır.
Ayaz İshaki gurbette Tatar milletini yaşatma ve geliştirme amacına hizmet eden çeşitli
faaliyetlerinde bu halkın geçmişi gibi konuya da büyük özen göstermiştir. Çünkü yazar için
Tatarların bugünü ve yarını geçmişten ayrı izlenilemez. Bu açıdan 1944-1947’li yıllarda
İstanbul’da yazılan “Ulu Muhammed” dramında İshaki okurların dikkatini Tatarların şöhretli
geçmişine yöneltmektedir. Eserin kahramanları, Türkleri bir araya getiren ve düşmanlara karşı
durabilen kuvvetli bir devleti nasıl ve ne gibi temelde kurabileceklerini düşünüyorlar. Kazan
hanlığına temel atan Muhammed han zeki, âdil ve önünde olacak vakaları gönül gözü ile
görebilen yönetici olarak gösterilmiştir. Bu dramda yazar Bulgar devleti, Altın Ordu ve Kazan hanlıklarının dünya tarihinde aldıkları yere önem ve değer vererek, Tatar Türklerinin bir
zamanlar devletli ve şanlı tarihe sahip olduklarını vurgulamakta ve bu eseri ile de Tatarların
millî bilincini uyandırma amacına hizmet etmektedir. Tatarların tarih sahnesinde zor kadere
sahip olmalarının nedenini de Ayaz İshaki bu milletin dağınık şekilde, dünyaya serpilip
yaşamakları ile anlatmakta ve bütün Türklerin nihayet bir araya gelmelerinin şart olduğunun
altına çizmektedir.
Ayaz İshaki yazdığı eserlerinde kendi kahramanları misalinde Tatar milletinin
kazandığını da, yenik düştüğünü de, çaresizliğini de, umutlarını da anlatarak, bütün ömrünü
Tatar milletini yükseltme düşüncesine adadı. Onun eserlerinde gündeme getirilen sorunlar
Tatar Türkleri için bugün de güncelliğini kaybetmedi. Yeter ki kulak verip onlar ile mücadele
etmeye isteğimiz olsun.
Vefatından önce yazılan manevî vasiyetnamesinde de Ayaz İshaki yeni kuşağın
önemli millî borcu olarak millî düşünce temelinde dünyaya serpilen Tatar Türklerinin bir
araya gelmesi ve gelişmesini temenni etmiştir.
Çulpan ZARİPOVA ÇETİN,
Muğla Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi
Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi
Kaynak Bağlantısı: http://turkoloji.cu.edu.tr/CAGDAS%20TURK%20LEHCELERI/culpan_zaripova_ayaz_ishaki.pdf