Anasayfa / Tarih Bilimleri / Makaleler / Menemenlizade Mehmet Tahir’in Kaleminden 1897 Türk-Yunan Savaşı
1897 Türk-Yunan Savaşı
1897 Türk-Yunan Savaşı

Menemenlizade Mehmet Tahir’in Kaleminden 1897 Türk-Yunan Savaşı

Giritli Rumların Yunanlılar tarafından Osmanlı’ya karşı kışkırtılmasıy­la alev alan Türk-Yunan çatışması 17 Nisan 1897’de OsmanlInın, sınırla­rına saldıran Yunanistan’a savaş ilan etmesiyle bir yangına dönüşmüş­tür. Yaklaşık bir ay gibi kısa bir sürede Yunan ordusu karşısında büyük bir zafer kazanılmış fakat İstanbul Antlaşmasıyla hak ettiğini alamayan Osm anlı, Girit’in özerkliğini tanımak zorunda kalmıştır. 19. yüzyılda üst üste alman yenilgiler neticesinde kaybedilmeye başlanan toprakların üzüntüsü Teselya ile unutulmuş, bu zafer Türklerin moralini bir nebze de olsa yükseltmiştir.

Savaşın başlamasıyla birlikte gazetelerde ve dergilerde savaşı konu alan yazılar yayımlanır. Çeşitli yayın organları tarafından -Servet-i Fünûn dergisinin yaptığı gibi[2] geliri savaş mağduru ailelere iletilmek üzere özel sayılar hazırlanır. Bu savaşın öncesi ve sonrası edebiyatımızda büyük yankı uyandırmıştır. Teselya’daki mücadeleler pek çok şiire konu olmuş, şairler savaşın gidişatını adım adım şiirlerine taşımıştır. Recaizâde Mah­mut Ekrem’in “Asker-i Osmaniyân”, “Kırmızı Merkûblar”, “Şehîd. Ezel”,. Tevfik Fikret’in “Asker Geçerken”, “Ken’an”, “Yenişehir Gazilerine”, “İki Böyrara”, “Hasan’m Gazası”, İsmail Safâ’nm “Gazileri İstikbâl”, “Milona Değil Abdülezel Geçidi!” ve şairin Tevfik Fikret ile birlikte yazdığı “Teş­yi’d en Avdette”, Abdülhak Hâmid’in “Ordu-yı Hzimayunda Bir Şair”, Ali Ekrem’in “Asker Şarkısı”, “Vasiyyet”, Hüseyin Sîret’in “Ayşecik”, Mehmet Emin’in “Anadolu’dan Bir Ses Yâhud Cenge Giderken”, “Yunan Sınırını Geçerken,” “Tırhala Kal’a’sına Bayrak Diktikten Sonra”, “Şehid Yâhud Osman’ın Yüreği” ve “Yetim Çocuk Yâhud Ahmed’in Kaygusu”, Mehmed Celâl’in “Çatalca, Velestin, Golos Muzafferiyyâtı”, Müstecabizâde İsmet’in “Teselya Sahrasında” Türk-Yunan Savaşı’nı konu alarak vatanî duyguları yansıtan yüzlerce şiirden yalnızca birkaçıdır.

Şairlerin bir kısmı şiirlerini devrin önemli gazete ve dergilerinde neş­rederken bir kısmı da kitaplaştırarak okuyucusuna sunmuştur. Kullan­dığı sade dil ile Genç Kalemlere uzanan yolda yeni bir dil anlayışının kapılarını aralayan ve Türklük bilincinin uyanmasını sağlayan Mehmet Emin bu savaşa ait büyük yankı uyandıran şiirlerini Türkçe Şiirler adıyla bir kitapta toplamıştır. Hacı Osman Neşâid-i Zafer adlı bir antoloji düzen­lemiş, Mustafa Rauf da Feth-i Yenişehir ve Feth-i Tırhala adları ile nazım ve nesir türünde seçtiği eserlerden iki antoloji hazırlamıştır (Birinci, 2000, s. 131). Bu şiir kitaplarından birisi de Menemenlizâde Mehmet Tahir’in risale boyutundaki Terâne-i Zafer adlı eseridir. Bu yazıda 1897 Türk-Yunan Savaşı’mn Terâne-i Zafer’de hangi açılardan ele alındığı, şairin muhayyile­sine savaşın nasıl yansıdığı incelenecektir.

1897 Türk-Yunan Savaşı Terâne-i Zafef den Okumak

Menemenlizâde Mehmet Tahir, Türk-Yunan Savaşı ile yakından ilgi­lenmiş şairler arasındadır. 18 Eylül 1313/30 Eylül 1897’de Resimli Gaze­te’ de yayımlanan “Muâvenet” başlıklı şiirini Türk-Yunan Savaşı dolayı­sıyla yazmışür. Şair, şiirinde Girit’ten perişan halde gelen göçmenlerin halini anlatarak onların çektiği acılara tercüman olur[3]. Sadece manevi olarak değil, maddi açıdan da Yunan zulmünden kaçan Giritli Müslü- manlara destek olmaya çalışmıştır. Zira Terâne-i Zafer’in kapağında hâsı­latından elde edilecek paranın bir miktarının ihtiyaç sahibi Giritli Miis- lümanlara iletileceği söylenmektedir. “Şehit Abdülezel Paşa”, “Terâne-i Zafer” ve “Bir Osmanlının Hayali Yahûd Kahramanâne Bir Hayal” adlı üç uzun manzumeden oluşan Terâne-i Zafer de “Muâvenet” gibi Türk-Yunan Savaşı’nı temel alarak yazılmıştır:

“Menemenlizâde Mehmed Tahir ‘in kahramanlık şiirlerinin çıkış nokta­sı, etrafında büyük bir heyecan uyandıran ve devrinin şiirlerinde de geniş bir akis bulan 1897 Türk-Yunan harbidir.

Tahir’in, büyük bir heyecan yaratan bu tarihî hadise için yazdığı şiirleri Terâne-i Zafer adı ile müstakil bir kitap halinde neşri şairin bu konuya verdiği önemi gösterir.

, Menemenlizâde Mehmed Tahir’in bu şiirleri daha sonra, Millî Müca­dele etrafında meydana gelen heyecanı işlemiş kahramanlık edebiyatının kaynaklarından biri oldu” (Birinci, 1988, s. 66-67).

Türk-Yunan Savaşı deyince ilk akla gelen şeylerden birisi Abdülezel Paşa’nm kahramanca savaşması, vatan ve millet uğruna canını terk ver­mesidir. Dolayısıyla savaşı anlatan pek çok şair Abdülezel Paşa[4]‘ya şür- lerinde yer vermiştir. Recaizâde Mahmut Ekrem’in “Şehid Ezel”, İsmail Safâ’nın “Şehit Muhterem Abdülezel Paşa (Milona Değil Âbdülezel Ge­çidi!)” bu şiirlerden en çok bilinenleridir. Mehmet ‘Fahir de Teselya zafe­rinin mimarlarından biri olarak nitelendirilen Abdülezel Paşa’yı eserine taşımış ve 11 dörtlükten oluşan “Şehit Abdülezel Paşa” adlı uzun şiiriyle Paşa’nm kahramanlıklarını anlatmıştır.

8 Nisan 1897’de Milona Geçidi’ndeki muharebeyi Osmanlı ordusu ka­zanır, Osmanlı’ya büyük hizmetlerde bulunmuş Abdülezel Paşa burada şehit düşer. Bu mücadelenin kazanılmasında Paşa’nm şehadetini gören birliklerin galeyana gelerek düşmana kin ve öfke ile saldırmasının rolü büyüktür. Yaralanmasına rağmen savaş alanını terk etmeyerek son ana kadar askeri komuta eden Abdülezel Paşa, ölmeden önceki son sözle­riyle askerden gücünün farkında olmasını ve vatan uğruna kanının son damlasına kadar savaşmasını istemiştir. Paşa hem dış görünüşü hem de kahramanlığı, kararlı duruşu ve vatan sevgisiyle ideal bir Türk askeridir. Paşa’nm fiziksel özelliklerini tasvir ederek şiirine başlayan şair, orduya güç veren Paşa’nm kahraman mizacını şu mısralarla anlatır:

“Bir kahraman ki cebhesi mânend-i mâhitâb Ak saçlarıyla nûr saçar sanki her yere Bir kahraman ki gözleri dehşetle pür-hitâb ‘Ateş!’ demekte sanki nigâhıyla askere”

(Menemenlizâde Mehmet Tahir, 1313/1897, s. 2)

Seksen yaşında fakat genç bir asker gibi güçlü ve zinde olan Paşa’nm ihtişamını vurgulamak isteyen şair, onu bir “savaş aslanı”na benzetir. “Yi­ğit bir pehlivan” gibi azimle savaşan Paşa, tüm Türk milleti için övünç kaynağı olmuştur. “Olsun muîn ü rehberin ervâh-ı evliyâ” diyerek evli­yaların ruhunun onun yanında olmasını, orduya rehberlik etmesini ister. Savaş şiirlerinde dinî motiflere sıklıkla başvurulur. Şiirini bu tarz ifade-

saygıyla karışık sevgisini kazanmıştı. Üstleri O’nunla iftihar ederdi.

(…) Bundan sonra, Anadolu’da, Hicaz’da daha birçok hizmetler gördü. 1887’de rütbesi tuğ­generalliğe yükseldi. Bu yükseliş, O’nun hakkıydı. Yukarıda da belirtildiği gibi, Harp Oku- lu’ndan mezun değildi, fakat kendi kendisini yetiştirmiş, okuma yazma ve her türlü bilgiyle üst düzeye yükselmişti. Özellikle, o evrenin askerlik sanatını çok iyi biliyordu. Cesurdu, kurşun yağmuru altında hiç korkmadan ateş hattına dalardı. Askerlerin daima önünde sa­vaşır, onların kahramanlık duygularını kamçılardı” (Süer, 1982, s. 73-74).

lerle destekleyen şairlerin, cephede savaşan asker üzerindeki etkisi daha güçlü olur. Zira şairler şiirleriyle orduya manevi olarak güç verme mis­yonunu yüklenmiştir. Bu bağlamda Mehmet Tahir de dinî motiflere sık sık yer vererek şiirlerindeki manevi havayı kuvvetlendirmiştik Yağmur gibi kurşun yağan, top sesleri ile yıkılan savaş meydanında Abdülezel Paşa kendinden emin bir şekilde sükûnet içerisindedir. Sanki kıyameti andıran bir savaş meydanında değil, “huzur âleminde”dir. Sakalını savaş meydanlarında ağartmış, cesur ve tecrübeli Paşa’nın kulağına top/tüfek sesleri davul ve org sesleri gibi gelir:

“Bârân misâli yağmada kurşun… Obî-fütûr Top sesleriyle inliyor âlem… O pür-sükûn Gûyâ o bezm-i ceng değil, âlem-i huzûr Gûyâ o top tüfeng değil kûs u erganûn”

(Menemenlizâde Mehmet Tahir, 1313/1897, s. 3)

Yunanlılar karşısında canla başla cenk eden Türk askeri milletinin, va­tanının ve aynı zamanda İslam dininin müdafaasını yapmakla mükellef­tir. Bu savaşta Müslümanlar Hristiyan bir devletle karşı karşıyadır, bu sebeple savaşın kutsal bir tarafı da vardır. “Adalet ve doğruluğun timsa­li”, “peygamberin ve İslam dininin vekili” Padişah da Abdülezel Paşa’nm ordusundan zafer haberi beklemekte, sabırsızlıkla askerin yolunu gözle­mektedir. Paşa’nm cesaret dolu bakışlarıyla şevklenen asker ondan aldığı güçle korkusuzca savaşır. Paşa da cengâver bir şekilde yağan kurşunlara aldırmadan ordunun önünde giderek mücadele verir. O, savaşın en şid­detli anında bile orduyu yalnız bırakmayacaktır:

“-Kurşun çoğaldı in Paşa attan Cevap yok -Kurşun çoğaldı in Paşa -Artık çok oldu çok

Ben Rus Muhârebâtı’na gittim de inmedim Yunan önünde inmek için esbe binmedim”

(Menemenlizâde Mehmet Tahir, 1313/1897, s. 4)

1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nde (93 Harbi) de büyük başarılara imza atan Abdülezel Paşa, Teselya’da kahramanca şehit düşmüştür. Şiirde Pa­şa’nm şehadet ânı geniş yer kaplayarak şiirin en duygusal bölümünü oluşturmaktadır. Paşa elinden ve kolundan yaralanmış, attan düşmüştür. Demirden vücudunu delen kurşunlara aldırmayarak ölürken dahi gü­lü msemektedir, çünkü o çok istediği şehitlik mertebesine nihayet ulaş­mıştır. İyi bir komutan olan Paşa son nefesinde bile askeri yüreklendir­mekte, şehitliği yücelterek şevklendirmeye çalışmaktadır:

“Asker! -dedi- Bu yolda nisâr-ı hayat eden Bir Müslüman bakın gülerek terk-i cân eder Allah önünde -hûn-ı şehâdetledir kefen- Kurşun nişânlarıyla o i’lân-ı şân eder”

(Menemenlizâde Mehmet Tahir, 1313/1897, s. 5)

Komutanını kaybeden askerin direncinin kırılmasına, moralinin bo­zulmasına izin vermeyerek son sözleriyle onları daha da coşturan Abdü- lezel Paşa’nm, şehadetiyle bedeni yok olsa da namı ve ruhu ebediyete dek yaşayacaktır. Nitekim Paşa’nm şöhreti de Osmanlı topraklarıyla sınırlı kalmamış, kahramanlığı Avrupa gazetelerine bile konu olmuştur:

“Abdülezel Paşa’nm şehadeti gelişigüzel bir ölüm değildi. Yaşma göre Abdülezel Paşa’nm gösterdiği kahramanlık ve cengaverlik benzerine az rastlanılanlardı. Şehadetinden sonra muharebedeki gösterdiği kahraman­lık harp muhabirleri tarafından mensup oldukları gazetelere ivedilikle intikal ettirilmişti. Özellikle Londra’da çıkmakta olan Daily News (Dayli nüvs) gazetesi mübarek şehidin kahramanlık sahnesini ‘Bir Osmanlı Kah­ramanı’ başlığı altında okuyucularına çok etkili bir şekilde nakl etmişti” (Süer, 1982, s. 25).

Şair, Paşa’nm kendi acısını düşünmeyerek düşmanı püskürtmeye ça­lışmasını, son ana kadar var gücüyle savaşmasını övgüyle anlatmıştır.

Mehmet Tahir’in -eserine de adını veren-13 dörtlükten oluşan “Terâ- ne-i Zafer” şiiri de Teselya’da savaş meydanında yaşanılanları konu alır. Osmanlı’nm düşmana harp ilan etmesiyle kılıçlar kınından çıkmış ve bir şimşek gibi ufukta parlamaya başlamıştır. Türk milleti her ne kadar cen- gâver bir millet olsa da kan dökme yanlısı değildir, zira bu savaş da düş­man askerinin hamlesiyle kıvılcım almıştır:

“Kan dökmeye bizde yoktu niyet Kan döktü fakat adû nihâyet.

Artık durulur mu? Etti savlet Serhad boyuna bütün dilîrân”

‘                   (Menemenlizâde Mehmet Tahir, 1313/1897, s. 6)                               :

Vatanı uğruna ölesiye mücadele eden yiğit askerlerle yetenekli zabitler zafer için yola çıkmıştır. Kanının son damlasına kadar savaşan Türk Or­dusunun mizacında kavgadan kaçmak, savaş alanını terk etmek yoktur:

“Rehber bize dâimâ zaferdir Askerlerimiz er oğlu erdir Zâbitlerimizse pür-hünerdir Kavgadan olur muyuz girîzân”

(Menemenlizâde Mehmet Tahir, 1313/1897, s. 6-7)                                     .

Ordularımızın Yunan ilinde verdiği mücadeleyle düşman mahvedil- miştir. Savaş meydanı Türk askerinin zafer ışığına gark olmuş, şehit kanları içerisinde doğan hilâl ile Türk bayrağı göğe yükselmiştir. Top sesleri düşman askerinin çığlıklarına karışırken dağlar bu seslerle inle-‘ miştir. Türk ordusu bir hamlede düşmanı geri püskürtürken sağ kalan düşman askerleri ise arkalarına bakmadan korku içinde kaçmaya baş­lamıştır:

“Top sesleri, bâng-ı âh âh

İnletti bütün cibâli nâgâh

Bir hamlede oldular amân-hâh

Bir hamlede kaçtılar perişân

(Menemenlizâde Mehmet Tahir, 1313/1897, s. 7)

Türk askeri elinde tüfek, kılıç ve hançerle düşmanın üzerine doğru koştukça dağlar yassılaşıp açılarak yol vermektedir. Şair, Türk ordusunu tabiatın bile durduramadığını ifade ederek düşmanı nasıl dize getirdiği­ni sanatkârane bir şekilde söylemek istemiştir. Savaş meydanı aralanınca Türk’ün şanı al kanlar içerisinde güneş gibi parlamış, düşman ne kadar çırpınsa da bu mağlubiyete engel olamamıştır. Yunanlıların Türk aske­rinin gücünü önemsememesi kendi sonunu hazırlamış, naralar atarak gittikleri savaş meydanında büyük bir bozguna uğramışlardır. “Tilki” olarak nitelendirilen Yunanlıların, “aslan” OsmanlInın karşısında hiçbir zaman şansı yoktur. Şair bu tarz benzetmelere başvurarak Türk askerine duyduğu güveni ortaya koymuştur:

. “Harb eyledi işte; mülkü verdi . .

Harb etmede bizle neydi derdi Osmanlıları ne zannederdi Rûbah ona düşer mi şîrân”

(Menemenlizâde Mehmet Tahir, 1313/1897, s. 9)

Yunan askerini her fırsatta küçümseyen, Osmanlı’nm gücü karşısında onu hakir gören şair; kazanılan bu savaşı “zafer” olarak adlandıramaz. Çünkü yeni kurulmuş, küçük bir devlet olan Yunanistan bir zamanlar üç kıtaya hükmeden şanlı Osmanlı’nm dengi değildir:

“Lâkin bu zafer zafer değildir Yunan biliriz ki er değildir Yenmek onu bir hüner değildir Bizce olamaz bu fahre şâyân”

(Menemenlizâde Mehmet Tahir, 1313/1897, s. 10)

Savaşı başlatan taraf Yunanlılar olduğu için şaire göre, böyle bir sonu fazlasıyla hak etmişlerdir. Şiirin son mısralarında şair, “Binler yaşasın va­tanla millet/ Var olsun o şehriyâr-ı zî-şân” diyerek padişaha şükranını sunmuş, vatan ve millet adına güzel dileklerde bulunmuştur.

Terâne-i Zafer’in son sayfaları 17 dörtlükten oluşan “Bir Osmanlmm Hayali Yahûd Kahramanâne Bir Hayal” adlı uzun bir şiire ayrılmıştır. Şair, kırmızı rengin hâkim olduğu bir tablo çizerek tabiat tasvirleriyle şi­ire başlar. Tabiatta hüzünlü bir hal vardır; kuşlar ötüşerek güneşe veda ederken parça parça dağılan bulutlar da biten günü uğurlamaktadır. Bu esnada tabiatı izleyen yiğidin gözlerine, gökte yükselerek kanlı bir levha içinde parlayan hilâl takılır. Bu hilâl; heybetle dalgalanan Osmanlı bayra­ğına aittir:

“Eyledikçe hilâl-i nûrânî Reng-i hûnîn içinde arz-ı likâ Görünürdü livâ-yı Osmânî Bir mehâbetle gökte mevce-nümâ”

(Menemenlizâde Mehmet Tahir, 1313/1897, s. 12)


Gördükleri karşısında gözleri kamaşan yiğidin yüreği cesaretle dolar ve hilâlin ihtişamına kapılarak kendisini hayalî bir savaş tablosunun için­de bulur: : ;

‘                   “Vardı gönlünde bir hayâl o zaman

Bir hayalet ki bin cihânı değer Pîş-i çeşminde bir büyük meydan

.                   Dolu askerle, topla ser-tâ-ser”

(Menemenlizâde Mehmet Tahir, 1313/1897, s. 13)

Mehmet Tahir, 25 Nisan 1897 tarihinde Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birliklerinin Yenişehir’i ele geçirme hadisesine de şiirinde yer vermiştir. Ejder gibi göğü inleten top sesleri eşliğinde, ellerinde dalgala­nan şanlı bayraklarla askerler muzaffer bir şekilde Yenişehir’e girer:

“Cûşa gelmiş hücûm eden asker Yenişehr’e şitâb edip gidiyor Topların sanki her biri ejder Bağırıp arzı lerze-nâk ediyor”

(Menemenlizâde Mehmet Tahir, 1313/1897, s. 14).

Yüzü gözü kan ve toprağa bulanmış olan Türk askeri bileğinin gü­cüyle zafer kazanarak şehri alır, bayrağı yeniden bu topraklarda semaya yükseltir. Şair, bayrağın sonsuza kadar yaşamasını, nuruyla cihanı aydın­latmasını diler. Yunan askerinin bu ışığı söndürecek gücü yoktur, hatta bu ışık o derece güçlüdür ki güneş sönse Türk bayrağının ışığı sönmeyecek- tir. Şehrin fethiyle birlikte bayrak yeniden kalelerde yükselmiş, ezan ses­leri göğü inletmiştir. Diğer şiirlerde olduğu gibi bu şiirde de dinî motifler kullanan şair, şiirin okuyucu üzerinde bırakacağı etkiyi kuvvetlendirmek istemiştir. Bir savaş meydanının hayalinden hareketle Yenişehir’de yaşa­nılan çetin mücadelelerin anlatıldığı şiirde, “bayrak” başlı başına bir mo­tife dönüşerek önemli bir görev yüklenmiştir:

“Bu devrede yazılan şiirler arasında bayrağa en fazla yer veren Mene­menlizâde Mehmed Tahir’dir. Tahir, ‘Kahramanâne Bir Hayâl’ şiirinde, hilâlin, gurup vaktinin kızıllığı zuhûrunu ve gökte Türk bayrağının te­şekkülünü bir tablo düşüncesiyle resmeder. O, bayrağı bir motif olarak bütün şiirine yayar ve onun etrafında bir değerlendirmeye de gider. Bay­rak savaş meydanlarını aydınlatan bir hilâle sahiptir. Milletin penahıdır. Güneşin ziyası sönse bile o sönmez. Her Osmanlı onun uğrunda canını feda eder. Bu şiirde, İstiklâl Marşı’ndaki sancağın ilk ve basit şeklini gör­mek mümkündür” (Birinci, 2000, s. 140).

Savaş şiirlerinde dinî motifler dışında bayrak gibi millî motifler de sık­lıkla işlenir. Şair de bu motifleri hamasi şiirlerinde vurgulu bir şekilde kullanarak duygusal etkiyi arttırmıştır.

Sonuç

Teselya Harbi’ni konu alan şiirler incelendiğinde savaşın hararetine, savaş meydanının tasvirine, Türk askerinin cengâverliğine geniş yer ve­rildiği görülür. Uzun yıllar sonra kazanılan bu zaferi şairler Türk askerini öven mısralarla kutlamış, sevincini şiirler yazarak paylaşmıştır. Mene- menlizâde Mehmet Tahir de Türk-Yunan Savaşı’nm en kanlı günlerini üç uzun manzumeden oluşan Terâne-i Zafer adlı risalesine taşımıştır. Eser­de Türk ordusunun Teselya’daki destansı mücadelesi övgüyle anlatılır. Şair, bayrağın kutsallığı, şehitlik mertebesinin yüceliği gibi millî ve dinî motifleri ön plana çıkararak şiirlerinin etkisini kuvvetlendirmiştir. Türk milletinin yüzünü yıllar sonra yeniden güldüren bu savaşı, Mehmet Tahir Terâne-i Zafer ile ölümsüzleştirmiştir.     .

 

Kaynakça

Birinci, Necat (1998) Menemenlizâde Mehmed Tahir, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

….. (2000) “1897 Türk-Yunan Sa vaşı’nm Şiirimizdeki Akisleri”, Edebiyat Üzerine İn­celemeler, İstanbul: Kitabevi Yayınları. 127-144.

Menemenlizâde Mehmet Tahir (1313/1897) Terâne-i Zafer, İstanbul: Bâbıâli Caddesinde 25 numaralı matbaada tab’ edilmiştir.

Süer, H. Hikmet (1982) 1897 Tiirk-Yıınan Harbi Harp Tarihi Broşürü, Ankara: T.C. Genelkur­may Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yay ini arı.

Dipnot:

* Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Türk Edebiyatı Bi­lim Dalı Doktora Öğrencisi

[2]    Servet-i Fünûn dergisinin bu savaşa dair hazırladığı “Nüsha-i Mümtâze” isimli özel sayısı ile ilgili bilgi için bakınız: Meral Demiryürek (2007) “1897 Türk-Yunan Savaşı’mn Servet-i Fünun ve Kokonoz-Akbaba Gazetelerine Yansımaları”, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araş­tırmaları Dergisi, S. 7, s. 123-140.

Ömer Çakır (2008) 1897 “Türk-Yunan Harbi’nin Servet-i Fünûn Edebiyatındaki Akisleri”, I. Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Sempozyumu Bildirileri, Yayımlanmış Sempozyum Bildiri Kitabı, s. 155-166.

Ayrıca savaşın Türk edebiyatına nasıl yansıdığını ayrıntılı bir şekilde incelemek için bakınız: Cafer Şen (1997) 1897 Osmanlı-Yunan Muharebesi’nin Türk Edebiyatındaki Akisleri, Yayımlan­mamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi.

ErolÜlgen (1993) 1897 Türk-Yunan Savaşı’mn Türk Şiirindeki Akisleri, Yayımlanmamış Dokto­ra Tezi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi.

[3]    Necat Birinci, şairin bu şiiri Tevfik Fikret’in sosyal konulu şiirleriyle yakınlık gösterir. Necat Birinci, şiirler arasındaki ilişkiyi şu şekilde açıklamaktadır: “Bilhassa 1897 Türk- Yunan Har­bi münasebetiyle Girit’ten gelen göçmenlerin perişan halleri, o sıralarda şairleri merhamet duygusunu işleyen şiirler yazmaya şevketti. Tevfik Fikret’in bu temi François Coppe’yi ör­nek alarak ustaca kullandığını biliyoruz. Hasta, Vagonda, Sarhoş, Ramazan Sadakası, Verin

Zavallılara gibi şiirler hep mahiyettedir.

Menemenlizâde Mehmed Tahir’in merhamet temini Tevfik Fikret’ten aldığı söylenebilir. An­cak bu sadece bir örnek seçmekten ibarettir. Tahir’i bu temin etrafında şiir yazmaya sevk eden âmil, tıpkı devrin diğer şairlerinde ve Fikret’te olduğu gibi, savaşın yarattığı ızdırap tabloları ve sefalet sahneleridir. Üstelik Tahir’in bu konudaki en önemli şiiri ‘Muâvenet’in neşir tarihi, Fikret’in ‘Ramazan Sadakası’ ve ‘Verin Zavallılara’ şiirlerinden öncedir”(Birinci, 1988, s. 63-64).

[4]    Kaynaklardan Abdülezel Paşa’nm hayatı ve mizacı hakkında şu bilgilere ulaşırız: “Şanlı Türk Ordusunda 50 yıl şerefle görev yapmış olan Abdülezel Paşa, 1831 yılında Konya’nın Hadım ilçesi köylerinin birinde doğdu. Çocuk yaşta İstanbul’a geldi. Henüz 16 yaşındayken er olarak orduya girdi. (…)

Kırım Savaşlarında kendini tanıttı. Karadağ ve Girit Ayaklanmalarında büyük yararlıklar gösterdi. 1876 Sırbistan’a karşı yapılan hareketlerde özellikle, Aleksinaç Savaşı’nda her türlü takdirin üstünde cesaret ve fedakârlığı görüldü.

Plevne Savunması’nda kahramanlığı en parlak düzeye çıktı. Artık silahlı kuvvetlerin dışında da herkes O’nu kahraman olarak tanıdı. O kadar ki, Rusların Plevne’ye ilk hücumlarında en ziyade direnen ve düşmana en çok zayiat verdiren tabyalardan birisi, Binbaşı Abdülezel’in komuta ettiği tabyaydı. Bu nedenle bu tabya (Hafız Bey Tabyası) olarak tarih sayfalarında isim almıştır. Kahramanlığı, silah arkadaşlarına karşı muamelesi ve otoritesiyle üstlerinin

 

MENEMENLİZÂDE MEHMET TAHİR’İN KALEMİNDEN 1897 TÜRK-YUNAN SAVAŞI

Bahanur GARAN

Tarih ve Uygarlık Dizisi 111

Editör: Yeliz Okay

 

Hakkında Abdullah Cinkara

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

Check Also

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

23 Nisan Çocuk Bayramı’nın Ortaya Çıkışı ve 1922-1929 Yılları Arasında 23 Nisan Kutlamaları

23 Nisan 1920’de Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi Türk halkının ...