Zamm-ı mütevelli: icabında mütevelliye yardım etmek üzere hâkimin mütevelliye diğer bir kimseyi yardımcı olarak vermesidir. Zamm-ı mütevelli, büyük ve işi çok vakıflarda yapılır. Ayrıca atanan (bu yardımcı) mütevelli, asıl mütevellinin yardımcısı mesâbesindedir ki mütevellinin nezâreti altında bulunur. Bazı fukaha buna kayyim demektedir.
Zâkirler: tekyelerde ayin esnâsında ilâhiyyat okuyanlardır. Kıymetli araştırmacı zeki pakal’ın tarih deyimleri ve terimleri adlı eserinde zâkir maddesinde bu hususa ait faydalı tafsilat vardır.
Zâvîye: tekyelerin küçüğüne denir. Çoğulu zevâyâdır.
Zâviyedâr: başmürşid demektir.
Zâviye-nişîn: zâviyede oturan turuk-ı aliyye müntesipleri derviş demektir.
Zeker: erkek demektir. Çoğulu zükûrdur.
Zevi’l-ensâb: karabet sahipleri (yakın kimseler, akrabalar) manasındadır. Âl ve cins ve ehl-i beyt ve erhâm ve ensâb hepsinin manası birdir.
Zevâid: vakfın vâridâtı meşrutunlehlere verildikten sonra artan (arta kalan, bakiye) demektir. Bazı fıkıh kitaplarında örfen hizmet mukabili olmayarak vakfın gelirinden salah, ilim sahiplerine ve fakirlere verilen şey diye beyan olunmuş ise de bizde bu manada müsta’mel değildir (kullanılmamaktadır).
Zeyl-i vakfiyye: mahfuz bırakılan salâhiyete müsteniden bir vakfın aslına veya şartlarına veya ilâveten yapılan vakfa müteallik vakfiyenin altına vâkıf tarafından yapılan beyanlardır.
Zeyl-i meşâyih: vâizler demektir. Bâb-ı meşihatte (meşihât kapısında) tutulmakta olan ilmiye sicilinin sonuna kayd edildiklerinden bunlara zeyl meşayihi denirdi. Bu vâizliğin en yüksek derecesi ayasofya kürsü şeyhliği idi. Bkz. Kürsi şeyhi.
Ziyâfethâne: misafir ve seyyahlar gibi fukarayı barındırmak ve yedirip içirmek üzere vakfolunan müessesedir
Zürriyet: nesil manasındadır. Bkz. Nesil.
Zürrî vakıf: zürriyete meşrut vakıftır. Mesela, vâkıf “vakfımın gallesi evlad ve evlad-ı evladıma veya falanın evlad ve evlad-ı evladına verile” diye şart eylese bu zürrî bir vakıf olur.
A | B | C – Ç | D | E | F | G | H | I – İ | K | L | M | N | O – Ö | P | R | S – Ş | T | U – Ü | V | Y | Z