İ
İBARE-İ VAKIFTA (ALÂ FERÎZATİ’Ş-ŞER’İYYE) İBARESİ: “Alâ ferîzatiş-şer’iyye” terkibi örfen “erkek evlada iki, kız evlada bir hisse” verilmesi mefhumunda kullanılır. Her noktada şer’î miras hükümlerinin tatbik olunması kasdolunmaz. Bu ibareyi muhtevi olan bir vakıfta meşrutünleh bir erkek ve bir kız evladı olsa gelir oğula iki ve kıza bir verilmek suretiyle tevzi olunur. Fakat sonradan vakfın menfaati evladın gayrisine mesela ana bir oğlan kardeşle baba bir oğlan kardeşe teveccüh eylese galle (gelir) müsavat üzere taksim olunur; yoksa, altıda biri ana bir kardeşe ve geri kalanı baba bir kardeşe verilmez.
İBARE-İ VAKIFTA MÜFESSER LAFIZ: Müfesser, tahsis ve te’vil ihtimali olmayan sözdür ki anınla amel vacip olur. Mesela, vâkıf vakfiyesinde fazla-i galle (gelir fazlası) evlada ve ahfadıma yani evladımın evladına verilecek ve bunlardan sonra camiin ihtiyaçlarına sarfolunacaktır” demiş olsa, ahfad evladın evladı ile tefsir olunmuş olduğundan ahfadın evladı istihkak iddiasında bulunamaz.
İBÂRE-İ VAKIFTA MÜCMEL LAFIZ: Mücmel kendisinde mübhemiyyet bulunan lafızdır ki mücmeli söyleyen muradı ne olduğunu beyan etmedikçe maksat anlaşılamaz. “İbham”, sözü söyleyen ya da sözün lugat manasından başka bir mana kasdederek muradını mübhem bırakır veya söylenen söz lugat manasındaki garabetten nâşi maksat anlaşılamaz veya sözün müteaddit manaları olup hangisi kast edildiği malum olmaz. Mesela vâkıf, vakfının galle fazlasını ölen oğlu Ahmed’in evlad ve evladına şart edip de ölmüş Ahmed adında iki oğlu bulunsa, meşrutunlehin, vâkıfın oğulları Ahmedlerden hangisinin evladı olduğunun tayini mümkün olmaz. Bu takdirde sağ ise vâkıfın beyanına müracaat olunur. Ölmüş ise müşterek lafızda olduğu gibi şart ihmal edilir.
İBÂRE-İ VAKIFTA MUHTEMEL LAFIZ : Muhtemel lafız iki veya daha ziyade manaya atfı mümkün olan lafızdır ki bu manalardan hangisinin kast olunduğu karine ile anlaşılır. Mesela, vâkıf vakfiyesinde “vakfımın gallesinden kardeşimin oğluna yüksek tahsil yaptırılsın” deyip de müteaddit kardeşleri ve bunların tahsil çağında oğulları olsa, sözün şu veya bu kardeşinin oğluna ihtimali olduğu cihetle maksadın ne olduğunu tayin karineye muhtac olur. Kardeşlerinden biri fakir ve diğeri zengin olsa maksadın fakir kardeşinin oğlu olduğu anlaşılır.
İBÂRE-İ VAKIFTA LAFZ-I MÜŞTEREK: Müşterek, muhtelif vaz’ ile müteaddit manalara mevzû olan lafızdır. Mücmel lafızdaki misalde olduğu gibi müşterek lafızdan maksadın ne olduğu vâkıfa tayin ettirilir; ölmüş ise ihmal olunur, şart tatbik edilmez.
İBÂRE-İ VAKIFTA ZÂHİR LAFIZ: Zâhir lafız, düşünmeye muhtaç olmaksızın dinleyenin derhal manasını anladığı sözdür ki bununla amel olunur. Mesela, vâkıf vakfiyesinde “ben öldükten sonra vakfıma baba bir kardeşim mütevelli olsun” demiş olsa, vefatından sonra baba bir kardeşi mütevelli olup, belki maksad ana baba bir kardeştir diye tevliyet ana baba bir kardeşe tevcih olunmaz.
İBN: Oğul demektir.
İBNİ’S-SEBÎL: Yolcu, uzak bir yere yolculuk eden kimsedir. Çoğulu ebnâ-yı sebîldir.
İBTİDÂ-İ DÂHİL: Bkz. İbtidâ-i hâric.
İBTİDA-İ HÂRİÇ: Vaktiyle Osmanlı medrese teşkilâtında ilk derecedir. Sıbyan mektebinde a’mal-i erbaa, yazı ve Kur’an öğrendikten sonra tahsile devam etmek isteyenler ibtidâ-i hâriç denen medreselerde mukaddimat-ı ulûmu tahsil edip ibtidâ-i dâhile devam etmek ehliyetini iktisab edince ibtidâ-i dâhil medresesine ve sonra yüksek ilim talim eden mûsilelere ve oradan da imtihanda muvaffak olanlar Sahn Medreselerine intisap ederlerdi. Sahn Medreselerinde İslamî ilimlerle beraber edebiyat, tarih, coğrafya, tabiiyyat, tıp, hendese ve hey’et gibi ilim ve fenler tedris olunur ve ilim adamları hep bu medreselerle Enderûn’da yetişirdi. Vücutlarıyla iftihar ettiğimiz fakihler, âlimler, filozoflar, mühendis, tabip ve hey’et âlimleri hep bu medreselerde ve daha evvel İznik ve Bursa gibi şehirlerdeki medreselerde yetişmiştir.
İCÂR: Müsakkafat ve müstegallatın ücretle kiraya verilmesi demektir.
İCÂRE: Fıkıh ıstılahında belirli menfaati, belirli karşılık mukabilinde temlik etmek manasınadır.
İCÂB-I VAKIF: Vakıf yapmak için söylenen ve mahalli örfe göre inşa-i vakfa (vakıf yapmaya) delâlet eden sözdür. Vakıf, kasta delâlet eden sözle vücut bulur. Lafızsız mücerred niyetle vakıf vücut bulmaz. Mesela, bir kimse vakfetmek niyetiyle bir gayr-i menkul satın alsa mücerred niyet etmekle vakfedilmiş olmaz.
İCÂRETEYN: Muaccel yani peşin, müeccel yani seneden seneye verilecek olan ücrettir. Bkz. İcâreteynli Vakıf.
İCÂRE-İ MUACCELE: İcare, ücret; icare-i muaccele ise peşin ödenen ücret demektir. İcare-i adiyede (adi icarda) olduğu gibi mukataalı vakıflarla icareteynli vakıflarda peşin alınan ücrete icare-i muaccele ve aydan aya veya seneden seneye alınan ücrete icare-i müeccele denir.
İCÂRE-İ MÜECCELE: Arz-ı mîrî (hazine yeri) ile icareteynli ve mukataalı vakıf mahallerde kullanılan bir tabirdir. Ziraat suretiyle intifa olunan arz-ı mîrîde öşür (onda bir) ve humus (beşte bir) gibi hasılat hissesiyle ziraat olunmıyan arz-ı mîrî için (icâre-i zemin), bedel-i öşr (mukataa) nâmlarıyle ve icaretynli vakıflarda (müeccele) ve mukataalı vakıflarda (mukataa) ve (icare-i zemin) namlarıyla alınan senelik ücretlerdir. Mîrî arazide hasat zamanında vakıflarda sene sonunda alındığından müeccele denmiştir.
İCÂRE-İ TAVÎLE: İcare-i vâhideli bir vakıf akarın muayyen sebeplerden biriyle üç seneden fazla bir müddetle veya daimi olarak icarıdır. İster bu müddet muayyen olsun, isterse mukataada olduğu gibi bu müddetin malum bir nihayeti bulunmuş olsun.
İCÂRE-İ ZEMÎN: Mukataa demektir. Üzerinde bina, ağaç bulunmak mülahazasiyle icare-i zemin (yer ücreti) denmiştir.
İCÂRE-İ VÂHİDELİ EVKÂF: Mütevelliler ya da o makama kaim olanlar tarafından muayyen ve kısa bir müddetle icare olunagelen vakıf akarlardır. Mukabili icareteynli vakıflardır.
İCÂRE-İ VÂHİDELİ AKÂRÂT-I MEVKÛFE: Ay ve sene gibi bir vakit ile muvakkat olarak mütevellisi veya tevliyet vazifesini gören zat tarafından ecr-i misliyle taliplerine kiralanan akardır.Vakfiyede icare-i vahideli akarın kira müddeti hakkında bir şart koşulmamış ise kiralanacak vakıf mal çiftlik ve arazi nevinden ise üç sene, diğer akarlardan ise bir seneden fazla müddetle kiraya verilemez; ancak zikrolunan müddetlerden fazla müddetle icarında vakf için menfaat bulunduğu taktirde hakimin veya o makama kaim zatın izni ile zikrolunan müddetlerden fazla icar sahih olur.
İCÂRETEYNLİ EVKÂF: İhtiyaca mebni müddetsiz icar olunan vakıf akarlar kıymetlerine yakın peşin ve seneden seneye verilmek üzere müeccel cüz’i bir ücret mukabilinde icar olunan müsakkafat ve müstegallat-ı mevkûfedir. Bu icarenin müddeti olmayıp müstecirin ölümü halinde me’cur kiracıdan vakıf kanunen muayyen intikal hakkına nail vârislerine, sonra bunların vefatıyla bunların intikal hakkına nail varislerine geçer. 2762 sayılı Vakıflar Kanunu ile icareteyn muamelesi ilga olunmuş ve mevcutların mülkiyeti yirmi senelik müeccel ücret mukabilinde mutasarrıflarına geçirilmiştir.
İDÂRESİ MAZBÛT EVKÂF : Mazbut vakıfların bir nev’idir. Tevliyetleri meşrutünlehleri uhdesinde bırakılarak mütevellilerine maaş tahsis edilmek suretiyle vakıf işlerine müdahaleleri men edilip doğrudan doğruya Vakıflar İdaresi tarafından idare olunan vakıflardır. Köprülü ve Cağalzâdeler ve Şehid Mehmed Paşa Vakıfları gibi.
İDHÂL VE İHRÂC ŞARTI: Vâkıfın, vakfı kurarken istediği zaman yeniden şartlar koymak veya mevcut vakfından çıkarmak salahiyetini muhafaza ettiğine dair şarttır.
İDRÂR: Maaş ve tahsisât demektir, çoğulu idrârâttır. Müteaddit manalara gelen idrâr, bir de davar sütünü gereği gibi verip akıtmak manasınadır. Maaş ve tahsisata idrâr ıtlakı (denilmesi) bu münasebetle olacaktır. İdrârât tabirine pek eski vesikalarda tesadüf olunur. Yanlış anlama olduğundan olacaktır ki sonraları terk olunmuştur.
İHKÂR: Bir yer üzerinde bina yapmak ve ağaç dikmek üzere yıllık muayyen bir meblağla ve beka şartiyle o yeri isticar etmektir. Bu muamele vakıflarda câridir.
İKTÂ’: Hazineye ait arazinin rakabesi veya menfaati hazineden hakkı bulunan kimseye salahiyetliler tarafından temlik olunmaktır. Hazineden istihkakı olanlara hazineden aylık veya senelik olmak üzere kâfi miktar para verilebileceği gibi hazineye ait bulunan arazinin rakabesi veya mîrî menfaatleri temlik edilebilir. Çoğuluna ıktâât denir.
İKTÂÂT-I MEVKÛFE: Salahiyetlileri tarafından hazinede istihkâkı olan bir zata mîrî arazinin tasarruf hakkı veya a’şar ve rüsumu gibi mîrî gelirleri tahsis olunup ta o zat tarafından bir cihete vakfolunan arazidir. Mülknâmelerin ekserisi ve bu mülknâmelere müste- niden yapılan vakıflar bu nevi’dendir.
İMAM: Arkasında kendisine uyulup namaz kılınan zattır. Çoğulu eimmedir.
İMÂM-I A’ZAM: Ehl-i sünnetin ictihatlarını tasvip eylediği dört büyük müctehitten biridir. Adı Nu’man, babasının adı Sâbit’tir. Hicri 80 yılında Kûfe’de doğmuştur. Bu büyük imamın ictihadlarıyle amel edenlere Hanefî derler ki mevcut müslümanların ekserisi Hanefî mezhebindendir. Müşarünileyh vakfın lüzum ifade etmeyeceği, sağlığında vakfeden kimsenin vefatında vârislerinin vakıfdan rücu’ edebilecekleri re’yinde idi. Bu münasebetle vakfiyelerde ictihadları zikr olunmuştur. (Dipnot: Vakıflar adlı eserimizde bu ictihatlar hakkında tafsilat verilmiştir.) İmam-ı A’zam müstesna bir zekaya mâlik, ittika, kerem ve sehâ gibi yüksek vasıflarla muttasıf bir zât-ı celilü’l-kadr (çok değerli) idi. Hadis ve fıkha dair eserleri vardır. Hicrî 150 tarihinde vefat eylemiştir. Yüksek meziyet ve faziletleri hakkında Arapça, Farsça, Türkçe bir çok eser yazılmıştır. Bağdat’ta medfûn ve türbesi ziyaretgâhtır.
İMAM-I MUHAMMED: İmam-ı A’zam hazretlerinin mesai arkadaşlarındandır. Adı Muhammed ve babasının adı Hasan’dır. Hicrî 130 tarihinde Vasıt’ta dünyaya gelmiştir. Müşarünileyh vakıf mütevelliye teslim ile lüzum ifade edeceği, bundan sonra vakıfda rücu oluna mayacağı ictihadında bulunmuştur. (Dipnot: Vakıflar adlı eserimizde bu ictihatlar hakkında tafsilat verilmiştir.) Bu münasebetle vakfiyelerde ictihadlarından bahsedilmiştir.
İmam-ı Muhammed fıkıh ve fıkıh usulüne dair geniş malümata mâlik müttaki, ahlak-ı fazıla ile mütehalli büyük bir müctehit idi. İmam-ı A’zam hazretlerinin ictihadlarını müteaddid eserleriyle dünyaya yaymıştı. Hicri 189 yılında Harun er-Reşid’le birlikte gittikleri Rey şehrinde irtihal eylemiştir. Hal tercemesi Teracim-i Ahval’de (hayatı hakkında biyografi kitaplarında ayrıntılı bilgi) yazılıdır.
İMAM-I YUSUF: Vakfiyelerde adı ve ictihadı geçer. İmam-ı A’zam hazretlerinin mesai arkadaşlarındandı. Adı Yakub, babasının adı İbrahim’dir. Hicri 113 yılında Kufe’de dünyaya gemiştir. İmam-ı Yusuf, mücerred vakfettim demekle vakıf lüzum ifade edip bundan sonra vakıfdan rücu’ olunamıyacağı re’yinde idi. (Dipnot:Vakıflar adlı eserimizde bu ictihatlar hakkında tafsilat verilmiştir.) Abbasilerden Halife Mehdi, Hadi ve Harun er-Reşid zamanlarında Bağdat’ta kadı idi. Sonra kuvve-i kazaiyye icra kuvvetinden ayrılarak kadıların azil ve nasbı bu zâta tevdi olunmuş ve kendisine “Kâdi’l-kudât” unvanı verilmiştir. İslam’da ilk Kâdi’l-kudât nâmiyle yad olunan zattır. Geniş ilmi, ittika ve adaleti ile meşhurdur. Fıkıh ilmi ile beraber tefsir, megazi (gazalar) ve Arap tarihinde geniş malumat sahibi idi. Kitaplarından “Kitabu’l-Harac” adlı eseri meşhurdur. Hal tercemesi müteaddit eserlerde yazılıdır.
İ’MÂR: Bir yeri ihya ve bir binayı tamir ve ıslah etmek, mamur bir hale getirmek demektir.
İMÂRET: Müteaddit manalara gelen ve Arapça olan bu kelime bir de mamur manasına gelir. Bazı kitabelerde, mesela, “Emere bi-imâreti hêze’l-mescid” ve “Emere bi-imâreti hêzihi’l-medrese” gibi kitabeler bu manayadır. “Bu mamur mescid ve medrese binasının inşaasını emretti” demektir. Vakıf ıstılahında talebe ve fukara için yemek pişirilip hazırlanan binalara denir. Bu gibi yerlere Türkçe “aşhâne” veya “aşevi” denir. Müslümanlarda fukarayı görüp gözetmek ve onları yedirip içirmek en büyük fazilettir. Bu hasletle müslümanlar tarafından birçok imarethâne vücuda getirilmiş, fakir ve âcizlere bakılmıştır. Bilhassa Osmanlılarda en insanî hayır müessesesi addolunarak memleketin bir çok yerlerinde imarethâneler inşa olunmuştur. Yalnız İstanbul’da yirmi kadar imarethâne vücuda getirilmiş olması bu hayırlı işe ne kadar ehemmiyet verilmiş olduğunu gösterir. Bu hayır müesseselerinden medreselerde tahsilde bulunanlarla cami ve mescid hademesi, fukara, aceze ve müsafirler faydalanırlardı. Ne yazık ki 1327 tarihli kanunla yalnız iki imaret bırakılarak diğerleri kapatılmış, bunlardan bazıları müze ve anbar gibi işlere tahsis olunmuş ve bazıları metruk ve harap bir halde terk olunmuştur. Bilahare bu hareketin yanlış olduğu ve fakir ve muhtaçlara bakılmanın vazgeçilmez bir zaruret bulunduğu anlaşılarak Hilâl-i Ahmer (Kızılay) ve Vakıflar İdaresi tarafından aşhâneler yapılmış ise de eskisi gibi geniş bir surette yardım yapılamamıştır.Vakfiyelerde imarethânelerin idaresi ve talebe ve fukaraya ne tarzda ve ne mikdarda yardım yapılacağı tayin olunmuştur. Hiç bir cemiyet fukaradan hali kalamıyacağı cihetle her zaman böyle hayır müesseselerine ihtiyaç vardır.
İMÂRET-İ VAKIF: Vakfolunan şeyin vakıf zamanındaki bulunduğu hal üzere veya meşrut şekilde tamiridir. Vakıflarda başta gelen masraf vakfın imarıdır. Bu husus temin edilmedikçe vakfın geliri vakfın diğer işlerine sarf edilemez.
İMÂRET-İ GAYR-İ ZARÛRİYE: Tezyinat gibi zaruri mahiyette olmıyan imarettir (onarımdır).
İMÂRET-İ ZARÛRİYE: Bir vakfın kıymet ve vârid tını düşürecek noksan ve hasarı imar etmek zaruri onarımdır.
İMÂRET NÂZIRI: İmarethânelerde yemeklere ve yemekhânelere nezaret eden kimsedir ki yemeklerin ve yemekhanenin nefeset ve nezafetine bakar.Nefaset ve nezafete dikkat edilmediğini görürse imaret müdürüne keyfiyeti haber vererek tekerrür etmemesini temin eder. Vakfiyelerde bazı imarethâne hademesi arasında bu vazife yer alır.
İNŞÂ-İ VAKIF: Vakıf tasarrufunu vücuda getiren sözdür.
İRSÂD: Gözetme ve gözlemek manasınadır.
İRSÂDÎ VAKIF: Rakabesi Hazineye ait olan bir mülkün menfaatini salahiyetlilerin hazinede alacağı olanlara tahsis etmesidir ki buna tahsisat kabilinden vakıf da denir. İrsadî vakıf, irsad-ı sahih ve irsad-ı gayr-i sahih olmak üzere iki kısımdır.
İRSÂD-I GAYR-İ SAHÎH: Hazineye ait bir mülkün menfaati salahiyetlileri veya bunların izniyle başkası tarafından hazineden maaş ve tahsisât almağa hakkı olmayan bir kimseye tahsis olunmasıdır. Bu gibi tahsisler iptal olunur. Buna “tahsis-i gayr-i sahih” de denir.
İRSÂD-I SAHİH: Hazineye ait olan bir mülkün rakabesi kemaken hazineye ait olmak üzere menfaati yani a’şar ve rüsûm ve tasarruf hakkı gibi menfaati selâhiyetlileri veya bunların izniyle başkası tarafından (Beytü’l-maldan) hazineden maaş ve tahsisât almağa hakkı bulunan kimseye tahsis olunmaktır. Buna “tahsis-i sahih” de denir.
İSRAF: İnsan malını lüzumundan fazla sarf etmekdir. Bkz: (tebzir)
İSTANBUL EFENDİSİ: Bir zamanlar İstanbul Kadısı’na İstanbul Efendisi denmekte idi. Dersa’âdet, İstanbul ve Bilâd-ı Selâse namiyle üç mıntakaya ayrılarak her mıntakaya birer kadı tâyin olunmuştur. Sur dahilinde olan kısma İstanbul; Eyyüb, Galata ve Üsküdar’a Bilâd-ı Selâse denmiştir. İstanbul Kadısı’na bin tarihlerinde İstanbul Efendisi denmekte iken sonraları İstanbul Kadısı unvanıyla yad olunmuştur.
İSTİBDÂL: Bu vakfı mülk ile mübâdele(değişmek) etmektir. Bu mülk, gayr-i menkûl ve nakid (para) olabilir. İstibdâl yapabilmek için vâkıfın şartına bakılır. Varsa şart vechile istibdâl olunur; yoksa olunmaz. Ancak vakıf akarı varidât getirmez veya getirdiği varidat masrafı korumaz bir hale gelir ve istibdâlde vakıf için menfaât tahakkuk ederse vâkıf istibdâli men’etmiş olsa bile hakimin re’yi ve selâhiyetlilerin müsaâdesi ile mütevelli istibdâl yapabilir. İstibdâl’de mutlak surette hakimin re’yi ve selahiyetlilerin izni şarttır. Binâen-aleyh mütevellî kendiliğinden vakfın akarını istibdâl edemez.
İSTİBDÂL-İ MÜSECCEL: Tescîl olunan istibdâl demektir. İstibdâl şartları tahakkuk edip hakimin re’yi ve selâhiyetlilerin izni ile istibdâl tamam olduktan sonra bir mürâfaa zımnında hakimin istibdalin sıhhat ve lüzumuna hükmetmesidir.
İSTİKÂR: İhkâr manâsındadır.Bkz: İhkâr.
İSTİNÂBE: Vakıfda istinâbe tevkil eylemek demektir. Ehil olmak şartiyle vakfın hizmetlileri özürlü ve özürsüz yerlerine başkasını tevkil edebilirler. Son Vakıflar Nizamnâmesiyle bazı tahdidât konmuştur. Ancak vâkıf bizzat vazife ifâsını şart etmiş ise mazeret olmadıkça istinâbe caiz değildir.
İ’YÂL: Bir adamın beslediği kimselerdir. Bir çatı altında bulunmaları şart değildir.
A | B | C – Ç | D | E | F | G | H | I – İ | K | L | M | N | O – Ö | P | R | S – Ş | T | U – Ü | V | Y | Z